9 Nisan 2017 Güvenlik-Sen Kongresi İle İlgili Açıklamamız

Kongreye Nasıl Gelindi?

Bilindiği gibi sendikamız, Umut-Sen ilkeleri etrafında sendikasız, örgütsüz, taşeron işçilerin örgütlenmelerini işkolu düzeyinde de sağlamak amacıyla kurulan üç sendika (Dgd-Sen, Giyim-Sen ve Umut-Sen) ile birlikte, onların kolaylaştırıcılığıyla kuruldu. 2013 yılında, sendikamızın kurulduğu dönemde bağımsız sendikaların örgütlenmelerinin önüne engel olarak konan  %3’lük işkolu barajı –bu baraj geçen yıl Anayasa Mahkemesi tarafından konfederasyonlarla aynı orana,  %1’e çekildi- örgütlenme süreçlerinde sarf ettiğimiz emeği, Türk-İş ve Hak-İş’e bağlı sendikalar tarafından gasp edilmesi üzerine toplu sözleşme haklarımızı ivedilikle kullanabilmek adına, belli çekincelere sahip olarak DİSK’e başvuruda bulunduk. İlk başvuru görüşmesi M.Görkem Doğan ve Başaran Aksu tarafından DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ile yapıldı. Görüşmenin olumlu sonuçlanmasının ardından resmi başvuru yapıldı. Sendikamızın tüzüğünün hazırlanması, kirası, İzmir başta olmak üzere tüm yurttaki örgütlenmesi, Umut-Sen’in gönüllü uzmanları, avukatları ve akademisyenler tarafından sürdürülüyordu. DİSK’e bağlanmanın ardından Çorlu Belediyesi, Mersin Büyükşehir Belediyesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Ağrı Belediyesi örgütlenmelerine başlandığı süreçte, yönetimle birlikte gönüllü örgütlenme uzmanlarının da üyeliklerin tespiti amacıyla kullandıkları şifrelerin aniden değiştirildiği görüldü.  Bugüne kadar süren uzun, krizli dönem başladı. Meclislerle yönetilen bir sendikadan Genel İş’teki birkaç baronun kayyumu haline gidiş; Serdar Aslan’ın “İşçilikle ömür mü geçer, hazır fırsatı buldum ben de Rıdvan Budak olacağım.” ilkel hevesiyle başlayıp avcı siyasetlerin hazır sendika bulduk ‘çökelim’ etiği ve DİSK içersindeki siyasal sendikal saflaşma aritmetiği içinde büyümesi kesin olarak görülen bir sendikanın uydulaştırılmak istenmesi ile devletin güvenlik gibi stratejik işkolunda devrimci bir sendikal çizgiye izin vermeme parametrelerinin hepsinin belirleyici olduğu bir süreç yaşandı, yaşanmaya, derinleşmeye devam ediyor. Güvenlik İşçi Meclisleri olarak 11 Ocak 2015 tarihinde 2. Olağanüstü Kongremizi bu tartışmaları aşmak üzere gündeme getirdik ancak Kani Beko, Arzu Çerkezoğlu ve Genel-İş yönetimini karşımızda bulduk. Tüm güçlü “ikna” mekanizmalarına rağmen kurucu 10 arkadaşımız onurunu ve ilkelerini para, istikbal için satmadı, meclis çizgisinde ısrarcı oldu.

Kongre’de 10’a 10 eşitlik çıktı, yazı turayla kaybettik. Dişle tırnakla yıllara yayılan emekle yaratılan bir değeri savunmak şansa kalmamalıydı. Adlarında devrimci, sosyalist yazan siyaset ve sendikacıların bu tutumu asla unutulmayacak, hatırlatmaya, anlatmaya devam edeceğiz. Hatırlatacağız çünkü Umut-Sen gönüllüsü arkadaşlarımız olmazsa biz Güvenlik işçilerinin yaşadığı sorunlar kimsenin umurunda değildi.

Şans eseri yönetimde kalmayı başaran yöneticiler kongre sonrası kendilerini büroya kapattı. Biz işçilerin, meclis üyelerinin ve gönüllü uzmanların sendikal süreçlere katılması engellendi. Sendika defterleri başkanın evine taşındı. Örgütlenme; işçiler üzerinden tabanda kurulan komiteler, meclisler üzerinden değil Genel-İş’in belediye başkanlarıyla “kanka”lıkları üzerinden sağlanan iş bitiricilikle yapılmaya başlandı. Sendikamız yöneticileri ilk yapılacak toplu sözleşmeler için ellerini ovuşturmaya, hayal baloncuklarının içine yazılar yazmaya başlamış oldu. Nihayet arzuları gerçek oldu, 2016 yılında ilk toplu sözleşme yapıldı ve sendika kasasına para girmeye başladı. (Not: Kamu İşveren Sendikası ile sendikamızın imzaladığı TİS’leri ayrıca Türk-İş, Güvenlik-İş, Hak-İş ve Öz-İş’in imzaladığı TİS’leri inceledik hepsi rakam, nokta, virgül olarak tıpa tıp aynı. Başında devrimci sıfatı olan sendikamızın yöneticileri hak almaya değil acilen aidat almaya odaklanmış olduğunu görmüş olduk.)  Sorun tam da bu aşamada başladı; sendika yöneticisi kasaya giren parayı eğer gerçekten ihtiyaç doğrultusunda harcamak istiyorsa ilk olarak yapması gereken şey parayı harcamak değil bütçeye bakmaktır. 11 Ocak 2015 Olağanüstü Genel Kurulumuzda normal takvime göre Temmuz 2017’de yapılacak olağan kongreyi öngörerek kabul ettiğimiz tahmini bütçenin gider kalemi 12.000 TL sınırındaydı. (Bu durumu kongre için referandum çalışmalarını bile bırakıp kırk gün kırk gece çalışan Kani Bekogillere anlatıyoruz, hukuki yanını otorite olarak sevgili Murat Özveri’ye sorsunlar, ahlaki yanıyla ilgili öneriyi iş cinayetlerinde yitirdiğimiz işçi arkadaşlarımızın yakınları yapacaktır mutlaka). Bütçemiz üç kalemden oluşuyor: Kira, bina aidatı ve faturalar. Sendikamız, yeni kurulan bir sendika ve tarihinde zimmete hukuki dayanak yapılacak genel kurulları maalesef yok. Bütçe geliri sonsuza kadar büyüyebilir ancak harcanma yapılmak isteniyorsa tahmini bütçenin gider kısmındaki kalem ve miktar yönetim kurulu yetkisiyle artırılamaz, aşılamaz. Tahmini bütçe giderini aşan tek bir kuruş bile harcanmak isteniyorsa o kuruşu harcamak adına yeni bütçe için GENEL KURUL toplanması şarttır. Bu kuraldır, hukuken nettir. Peki, sevgili arsız yöneticilerimiz ne yapmış? İlk iş olarak, gelen aidat paralarını Bekogillerin akıl ve destekleriyle şevkle harcamaya başlamış. Oysa ilk iş olarak yapılması gereken parayı harcamak değil hızlıca genel kurul toplayıp yeni bir tahmini bütçe yapmak olmalıydı. Ancak eski genel kuruldaki 10’a 10 dengesi süreç içerisinde meclislerimiz lehine değiştiği için yönetim, genel kurul yapmak yerine hukuksuzluğu tercih etmiştir. Tüzüğümüze göre genel başkan dâhil olmak üzere kimin ne kadar maaş alacağına ancak ve ancak genel kurul karar verir. Özal mantığıyla “Tüzük bir kez ihlal edilirse bir şey olmaz” denilmiş ve tüzük delik deşik edilmiştir. Genel kurula sorulmadan hukuksuz yolla maaşlar bağlanmış, 25 bin liraya mobilyalar alınmış, yeni yerler tutulmuş, araçlar kiralanmış, şehir içi ulaşım ücretleri, konaklama giderleri, temsil ve konuk ağırlama giderleri, yüksek avukat, muhasebe giderleri şişirilerek harcanmış, tıka basa yenilmiş, içilmiş. Hiçbirinin ne 6356 Sendikalar Kanunu’nda ne de sendika tüzüğümüzde yeri yoktur. Ancak yönetimin beklemediği bir ‘sorun’ baş göstermiştir. Gidişattaki pervasızlıkta kendisinin de sorumlu olduğu Genel Sekreter Salih Şenol, durumdan rahatsız olmaya, artık soru sormaya başlamıştır. Banka giriş-çıkışlarını, mali tabloları görmek istemiş fakat tüm ısrarlarına rağmen yönetim kurulu ipe un serip harcamaları kendisine göstermekten imtina etmiştir. Bunun üzerine meclisimizin etkin üyelerinden Sinan Toprak arkadaşımıza gidişatı aktarmıştır. Arkadaşımız noter üzerinden ihtar çekmesini önermiş, Şenol’da öneriyi uygulamıştır. Ancak yönetim noter ihtarına rağmen tabloları göstermeme konusunda diretmiştir. Bu durum üzerine Salih Şenol, üyelere karşı sorumluluğu ve kendi cezai sorumluluğunun büyümesi ihtimalinden hareketle İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmak zorunda kalmıştır. Suç duyurusu incelemeler sonucunda soruşturmaya dönüşmüş, yöneticilerin ifadeleri alınarak dosyaya işlenmiş, 17 Ocak 2017 tarihinde sendika binamıza polisler gelerek bir “Kontrol Tutanağı” tutmuştur. Tutanakta sendikada bulundurulması gereken tüm defterlerin bulunmadığı, sadece disiplin kurulu, denetim kurulu teftiş ve gözetim defterlerinin bulunduğu ancak her iki defterinde sendika yönetimince ibraz edilip noter tasdikli, onaylı olmasına karşın hiç kullanılmamış ve boş olduğu tespit edilmiştir. Tutanağın altına genel başkan, mali sekreter, sendika çalışanı ve üç polis imza atmıştır. Buradan anlaşılan, önemli nokta şu ki; 17 Ocak 2017’ye kadar herhangi bir denetleme kurulu faaliyeti yapılmamış!

Bu noktayı akılda tutalım 26 Mart Kongre sürecine geçelim…

“Delege Seçimleri” Tümüyle Anti-Demokratiktir, Hukuksuzdur!

Sarı sendikalarda bile delege seçimleri yapılırken tüm işyerlerine hazirun listeleri asılır ancak sadece başkanın adamları aday olabilir. Aday olunursa ya işten atarlar ya da kafa kırarlar. Bizim sendikamızda delege seçimleri hiç yapılmadı denilebilir.  424 delegenin 247’si yönetim kurulu tarafından bir masada belediyelerdeki güvenlik amirleri aranarak “güvenilir, satmayacak kişilerden oluşan sağlam listeler” istendi. Bazı belediyelerde duruma tesadüfen şahit olan işçilerin müdahale  etmesi üzerine görece bir temsil inisiyatifi sağlayan istişareler mümkün olmuştur.  Mesela Tekirdağ Belediyesi’nde iki amir tarafından delege yazılan 31 işçinin dışındaki 308 üyemizin delege seçimlerinden haberi olmamıştır. Delege olan 29 işçi arkadaşımız, iki delegenin gizli kapaklı görüşmeler sonucunda yönetim listesinden aday gösterilmesini öğrendiklerinde anti-demokratik uygulamayı protesto etmek amacıyla kongreye katılmayı reddetti. Tüm delegelerden sadece  167 delege “seçim”le belirlendi. Üyeler yapılan “delege seçimleri”ni ya Konak seçimlerindeki gibi bir buçuk gün önce ya da İzmir Büyükşehir seçiminde olduğu gibi en çok beş gün önce sms yoluyla öğrendi. Yönetim, sıkıntılı olabileceğini düşündüğü işyerlerindeki delege seçimleri için iki ay hazırlık yapmış, aday olmak isteyen meclis anlayışına sahip çıkan üyelerin kendilerini bu kısa süre içerisinde organize edip seçim alması zaten imkânsızdı zaten öyle de oldu. İmkânsızı bir tek Kadıköy Belediyesi’nde (16) ve Çorlu Belediyesi’nde (5) seçimleri kazanan meclis delegeleri kırdı.

 

Yapılmasına Bir Hafta Kala Ertelenen “26 Mart Kongresi”

26 Mart Kongresi’ne bir ay kala Güvenlik İşçi Meclisleri, kongreye yönelik mücadele, ayağa kalkma, hesap sorma çağrısını üyelerimiz ve kamuoyuyla paylaştı. Tüm birimlerde üye ve delegelere yönelik bilgilendirme amaçlı çalışmalara başladı. Bu vesile ile üye işçiler savcılık soruşturmasından yeni haberdar olmaya başladı ayrıca kongrenin kendisinden kaçırıldığını öğrenen ve delege seçimlerinden haberi olmayan binlerce üyemizin tepkileri yaygınlaştı. Yönetim savcılık soruşturmasını önce “yok böyle bir şey” diye geçiştirmeye sonra “Dernekler Müdürlüğü’nün rutin denetimi” diye yalanla üyelerden savuşturmaya çalıştı. Bunlar tutmamaya başlayınca savcılık soruşturmasına konu şeylerin aslı astarı olmadığını, zaten kongrede kanıtlarıyla ispatlayacaklarını söyleyip destek istediler.(Bir gece önce Belediye Başkan ve bürokratlarıyla “gerekli istişareleri” tamamlayan Kani Beko, Remzi Çalışkan, Cafer Konca, Memiş Sarı’dan 240 oy garanti, rahat ol müjdesini alınca  9 Nisan’da kongrede tüm konuşması dört kelimeydi “Vardiyalardaki arkadaşlara selam olsun!” Genel Başkan Serdar Aslan, selam ettiği vardiyalarda çalışanların aidatlarından  zimmete geçirdikleri, yiyip içtikleri aidatların yalan olduğundan bahseden, işte şunlar belgeleri vb diyen tek bir kelime dahi etmedi. Ancak gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

26 Mart Kongresi için tüm delegelere yasa gereği yollanması zorunlu olan delege listeleri, tüzük değişikliği önergeleri ve iki genel kurul arası dönem tarihleri içermesi gereken yeminli mali müşavir raporu aklama amaçlı  ve eksik tarihli gönderilmiş, hesap raporu hiç gönderilmemiş, denetleme kurulu raporu hiç gönderilmemiş, gelecek döneme ait bütçe teklifi gönderilmemişti. Düşünün bu aklı! Basit bir ihtar çekerek yönetime bu belgeler olmadan kongre ne amaçla yapılıyor diye sorduk, apar topar kongreyi 9 Nisan’a aldılar. Meclisimiz, “Beceriksiz, akılsız şürekânın ertelediği kongrenin oluşan ek  maliyetlerini kendileri üstlenmelidir” diye çağrı yaptı ama ‘etik’ denen şeye koca siyasetler bile değer yüklemezken yeni yetme, zübük sendikacı takımından elbette değer beklenmez.

 

Evrakta Sahtecilik

9 Nisan için gerekli yeni Faaliyet ve Mali Rapor, az sayıda da olsa üyelerimize ulaştı. Raporlarda evrakta sahtecilik çıktı! Özellikle sendikal kamuoyuna kongrenin eksik, usulsüz halini ayrıntılı bir şekilde, Kani Beko anlasın diye de madde madde anlatacağız:

 

1-) Tüzük değişikliği bir sendikanın geleceği açısından kritik bir öneme sahiptir. Daha delegeler oluşturulurken düşünülen tüzük değişikliği önerilerinin mutlaka üyelere dağıtılması, tartışılması ve buna göre delege yapısının oluşması sağlıklı olan tarzdır ancak bizim kongremizde bu yapılmadı. Bu yapılmıyorsa en azından faaliyet ve mali raporun içerisine düşünülen tüzük değişikliği önergeleri konulur, kongreye gelmeden işyerlerinde düşünülen değişikler üye işçilerle tartıştırılır, onların da görüşleri alınarak kongreye gelinirdi. Bu da yapılmadı. Hadi diyelim rapora koymadınız, salonda sabah delegelere dağıtırsınız, delegeler okur belki bir biriyle istişare eder buna göre kararını verir ama maalesef o da yapılmadı. Kürsüden bir kişi  eksik fazla okuyup oluşturulan “kurgulanmış baskı” ortamında hayır ve kararsızları saymadan, görmeden usulsüzce, hukuksuzca oylama yapıldı.  Kani Beko’nun maaşlı elemanı “50 yılllık sendika esnafı, 30 yıldır sendika başkanı, Soma maden işçilerinin örgütlülüğünü dağıtan kifayetsiz muhteris” Dev Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün’ün divana başkanlık yaptırıldığı kongrede  tüzük baştan sona değiştirildi. Tayfun Görgün, verilen görevi başkan adayımıza manipülasyon yaratmak için fırsat buldukça sataşarak yaptı. Güvenlik işçileri onun adını ayrıca not aldı. Memiş Sarı, Cafer Konca ve Genel-İş şube başkan ve yöneticilerinin doldurduğu salonda dünya ve ülke sendikal mücadele tarihinin tüm birikimleri titizlikle dikkate alınarak güvenlik işçilerinin, hukukçu ve akademisyenlerin içinde oldukları heyetle altı ay  satır satır, tartışa tartışa oluşturulan tüzük maddelerinin tamamı kimsenin  neyi değiştirdiğini anlamadığı bir ortamda değiştirildi.

Tüzüğümüzde nelerin tam olarak değiştiğini halen tespit edemedik. Bildiklerimiz şunlar “Her 10 üye 1 delege seçer” olan  madde kaldırılıp “Her 50 üye 1 delege seçer” şekline dönüştürülmüş, anti demokratik bürokratik sendika olma yolunda büyük adımlar atılmıştır. Üyeler adına şubelere bankalardan kredi çekme yetkisi verilmiş ve doğrudan Kani Beko’nun önerisiyle fesih maddesinden 1 UMUT DERNEĞİ ibaresi kaldırılmıştır. Sıklıkla iş cinayetleriyle karşılaşan biz güvenlik işçileri, tüzük oluşturulurken fesih maddesine iş cinayetlerine karşı verilen mücadeleyle sembolikte olsa dayanışma adına 1 UMUT ibaresini yazmıştık. 1 UMUT; her yıl İş Cinayetleri Almanağı’nı yayımlayan, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybedenlerin anneleri, babaları, yakınlarını 60 aydır her ayın ilk Pazar günü Galatasaray Meydanı’nda kürsü kurup mücadele etmek isteyenlerle bir araya getiren, kolaylaştırıcı tüm emeğini kendi adını öne çıkarmadan ortaya koyan bir zemindir. Davutpaşa, Ostim, Soma, Ermenek katliamlarına, her ay yüzlerce yaşanan iş cinayetlerine karşı mücadele, işçi sınıfının temel mücadelesidir. Sermaye ve devlet tarafından öldürülenlerin aileleriyle dayanışma içerisinde olup İSİG mücadelesi yürüten 1 UMUT’a yapılan saldırı, incitici ve alçakça bir saldırıdır. Derhal düzeltilip İSİG kamuoyundan özür dilenmelidir.

2-) Delege listeleri ve delegelerin iletişim bilgileri tüm delegelere gönderilmedi.  Tüm üye ve delegelerin seçme ve seçilme haklarının kullanabilmeleri için bilgilerin tüm üye ve delegelere gönderilmesi gerekir. Her bir delegenin bu hakkını kullanabilmesinin koşullarının sağlanması gerekir. Kongre ilanıyla birlikte sendika mali olanaklarının yönetim adaylarının propaganda maliyetlerini karşılamakta kullanılmaması gerekir. Tüm bilgi mevcut yönetim ve adaylarının elinde saklanmış, paylaşılmamıştır. İşçilerin aday olma zeminleri yok edilmiştir. Yaygın ilişkisine rağmen meclis adayları bile delege olan 20 kişiyle hiç iletişim kurma olanağı elde edememiştir. Adları dışında bir bilgi özellikle yönetim tarafından paylaşılmamış, saklanmıştır.

3-) Sendikalar Kanunu’na göre iki genel kurul arası dönemi kapsaması gereken Yeminli Mali Müşavir Raporu, aklama kaygısı güdülerek hazırlanmış ve sadece 31.12.2016’ya kadar olan kısmı kapsamıştır. 9 Nisan’a kadar olan ve daha yoğun harcamanın yapıldığı dönemle ilgili delegasyona ek rapor verilmemiştir. Aradaki 100 günlük sürenin denetimini kimin yapacağı sorusu, hukukçular açısından enteresan bir soru olabilir. Yeminli Mali Müşavir Raporu son üç ayı içermediği için yok hükmündedir.

4-) Hesap Raporu delegelere hiç gönderilmedi. Faaliyet ve Mali Rapor içerisinde tüm delegelere 15 gün önce gönderilmesi gereken hesap raporu gönderilmedi. Soruşturma altındaki şaibeli bir yönetimin kongrede kendini aklayabilmesi için temel belgeleri içeren bu rapor olmadan kongre gerçekleştirildi.

5-) Denetleme Kurulu Raporu sahtedir. Denetleme Kurulu yasa gereği her üç ayda bir sendikanın bütün faaliyetlerini denetler, mali tabloları, para akışını inceler ve bunu Denetleme Kurulu Teftiş Gözetim Defteri’ne üç ayda bir yazılı olarak rapor eder. 26 Mart için gönderilen Faaliyet ve Mali Rapor’da bu rapor yoktu ihtarımız üzerine mecburen göndermek zorunda kaldılar. Faaliyet ve Mali Raporu’na iki denetleme kurulunun gerçek imzasını attığı raporda, 16 Ocak 2017 tarihine kadar üç ayda bir denetleme faaliyetinin yapıldığı her şeyin nizama uygun olduğu saptandığı yazıyor. Sendikayı kontrolü altına almaya çalışan Kani Beko ve dört ortağına çağrımız Denetleme Kurulu Raporu ile Savcılık Kontrol Tutanağı’nı karşılaştırsınlar sonra yol açtıkları rezillik nedeniyle çıkıp kamuoyundan özür dilesinler. Savcılık Tutanağı, 17 Ocak 2017 tarihine kadar herhangi bir denetleme faaliyetinin olmadığını, genel başkan ve beş kişinin imzasıyla açık net bir şekilde ispatlıyor. 9 Nisan kongresi için delegelerimize gönderilen metinde ise 16 Ocak 2017’ye kadar üç ayda bir rutin denetleme yapıldığını yazan sahte rapor, Kani Beko ve dört ortağı tarafından delegelere aklattırılıyor. İşte DİSK gibi bir tarihe sahip konfederasyonu temsil eden zatların taraf olduğu ilişki biçimleri!

 

KONGRE GÜNÜ 

6-) Kongre duyurusu yapılır yapılmaz şimdi yeni yönetime “seçtirilen kayyum mensupları” sosyal medya hesaplarından her ne olursa olsun kongrenin engellenmesine müsaade etmeyeceklerini, tüm baskılara rağmen kongreyi yapacaklarına dair durduk yere mesajlar paylaşmaya, bir algı inşa etmeye başlamışlardır. Çalınan minareye kılıf bulmak için ortamı bulandırmak, sisli havada yol almak istemişlerdir. Kongreden birkaç gün önce Komünistler Camii yakmış tarzına çok benzer tarzda “falanca kişi 80 adamıyla gelip kongreyi kana bulayacak, buna izin vermeyeceğiz, bizde hazırlanıyoruz…” gibi iğrenç provakatif bir söylemi tüm işyerlerinde yaygınlaştırıp kendi etraflarında bir kitle mobilizasyonu sağlamayı hedeflemişlerdir. Bu iğrenç söylemi boşa düşürmeye çalıştık. Bu aklın DİSK Örgütlenme Sekreteri Cafer Konca’dan çıktığını öğrendik. Kongre sabahı meclisin aday listesinde yer alan delege olmayan sendika üyelerimiz ve konuklarımızla birlikte salona gittik. Salonun kapısı bizlere kapatıldı. Sadece delegeler içeri alınacak denildi. Biz içeride üye olmayan çok sayı da kişinin konuk olarak bulunduğunu, delege olmayan üyelerin de içeride bulunduğunu, konuk adı altında mevcut yönetime methiye düzmek, delegenin aklını çelmek üzere görevlendirilmiş kişilerin de içeride olduğunu; biz delegelerimiz, üyelerimiz ve konuklarımızla içeri girmek istediğimizi beyan ettik. Karşımıza dikilenler birlikte çalıştığımız birlikte nöbet tutuğumuz arkadaşlardı. Kongre, yeterli çoğunluk sayısı olan 213 bulunmadan hukuksuz bir şekilde 8.30’da başladı. Saat 11.00’e kadar dışarıda tutulmamız sağlanarak divan oluşumu, komisyonların seçimi, tüzük değişikliği, önergelerin oylanması, sahte denetim ve disiplin kurulu raporlarının ibrası  gibi en kritik maddeler olağanüstü bir hızla geçilmiş seçim maddelerine varılmıştı. Aday listemize uzun süre söz hakkı verilmedi. Listemiz adına bir tek başkan adayı olan arkadaşımız konuşma yapabildi. Divan başkanı olan müptezelin görevi bizi engellemek, bize dair algı inşa etmek olarak tanımlanmış. Kapı önündeki krize güya çözüm için dışarı çıkan Memiş Sarı, durduk yere iki de bir “Ben DİSK’in ilkelerine laf ettirmem” diyordu. Sorduk kim karşı çıkıyor, laf ediyor diye kekeleyip içeri kaçtı. DİSK’in tüm değerleri, ilkeleri doğrudan DİSK’in Genel Başkanı, Örgütlenme Sekreteri, Genel-İş Genel Başkanı, DİSK Ankara Temsilcisi, DİSK Ege Bölge Temsilcisi tarafından ayaklar altına alınmıştır. Hırsla, hınçla davranıp ahlaksızlığın, yolsuzluğun, sahtekârlığın tarafı olmuşlardır. Bu çok açık her biri için belgelidir. Defaten delege toplantılarına doğrudan katılmışlardır. Belediye başkan ve bürokratlarıyla görüşmeler yapıp mevcut yönetime sahip çıkılması istenmiştir, ispatlıdır. Merak edenlere bu belgeleri paylaşmaya açığız. Sol kuşkusuz bu sendikacı esnafını iyi tanıyor. Yüzüne gülüyor arkasından eleştiriyor. Bunun çok geniş örneklerini de bu süreçte deneyimledik

 

SON SÖZ YERİNE…

Diz çökmek bağışlanma getirmez bu tepelerde.

  • Yannis Ritsos

 

Kongre süreci boyunca bizimle yemeğini, çayını, evini paylaşan Güvenlik-Sen üyesi kardeşlerimize teşekkür ederiz. Araç kirası, mazot parası harcamaları için üç ay boyunca dayanışma gösteren üyelerimize teşekkür ederiz. Farklı işkollarından aynı sınıf ilkeleri doğrultusunda yürüttüğümüz kavgayı anlayıp paylaşıp her türlü dayanışma içerisinde olan Genel-İş üyesi, park bahçe, temizlik, hastane işçilerine;  metal, market, nakliyat, kimya işçilerine çok çok teşekkür ederiz. Kavgamız devlet ve sermayeyi sınıf içindeki sağ-sol uzantılarıyla darmadağın edinceye kadar aralıksız ve tavizsiz sürecek.

 

DİSK’e bağlı sendikalara çağrımızdır: konfederasyon başkan  ve örgütlenme sekreterinizi uyarın. Sendikamızın iç süreçlerine dâhil olmaları etik dışıdır. Biz Genel-İş’in uydusu olmayacağız. Ayrıca yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz şey, Genel-İş’teki meclis anlayışını sahiplenen her türlü muhalefet çizgisiyle dayanışma içinde olmamız gerektiğidir. Bu konuyu meclislerimizde gündemleştirip somut görevler çıkartıp ayrıca ilanen duyuracağımıza söz veriyoruz. Genel hizmet işçileri bu sorumsuz zavallılar şebekesinden kurtarılmalıdır.

 

Bu kongre yok hükmündedir! Kongrenin delege seçimleri dâhil olmak üzere tüm sonuç ve süreçleriyle ihtiyati tedbirle iptali için İş Mahkemesine başvuruda bulunacağız.

Kongre sürecinde yurdun dört bir yanında meclislerimizi güçlendirdik daha da güçlendireceğiz. Konumu, durumu ne olursa olsun bir daha kimseye sendikamızın iç işleyişine müdahale hakkı ve alanı bırakmayacağız. Sendikamıza uzanan rantçı elleri kıracağız. Şu an Genel-İş tarafından sendikamıza atanan kayyum derhal istifa etmelidir. Delegelere uyarıda bulunduk: Soruşturma altındakilerin seçilmesi kayyum demektir. Savcılık soruşturmasından ceza aldıkları an sendikamıza kayyum atanacaktır.

 

Not-1: Yeni yönetimde yer alan Hüseyin Ünlü kendini Kani Beko’nun dostu olarak tanıtmaktadır. Bu zatın Karşıyaka Belediyesi’nden güvenlik amiriyken neden atıldığını ona politik destek sunan ESP mutlaka araştırmalıdır. Araştırmaya Karşıyaka Belediyesi Güvenlik-Sen üyeleri ve delegelerinden başlayarak Karşıyaka Belediyesi’ndeki kamu emekçileri, taşeron işçileri, belediye yöneticileri ve en son belediye başkanıyla devam edebilirler. Keşke Limter-İş Başkanını, genel merkez ve il yöneticilerini destek için kongreye  göndermeden bu araştırmayı yapmış olsalardı. Keşke Tayfun Görgün ile Kamber Saygılı’yı “siper yoldaşı” yapmadan önce devrimci güvenlik işçilerine danışsalardı. ESP’nin açıklamasını mutlaka bekliyoruz.  O açıklamaya göre biz belgelerimizi kamuoyuyla paylaşacağız.

Not -2: Halkevleri geçtiğimiz Nisan ayında Serdar Aslan ve iki Güvenlik-Sen uzmanıyla ilişkisini kesmiştir. Neden ilişkilerini kestiklerini kamuoyuyla paylaşmalarında büyük fayda vardır.

Not: -3: Yeni yönetimde yer alan İrfan Karcıağa ömründe tek bir gün güvenlik işçiliği yapmadan şaibeli başkanın kankası olduğu için Güvenlik-Sen yönetimine sokulmuştur. Güvenlik işçilerine hakaret etmek anlamına gelen bu davranışın sorumluluğu öncelikle bireysel olarak kendine, sonrasında onu oraya getiren Genel-İş yöneticilerine aittir. Devrimci, sosyalist kimliği kimseye işçilerin sendikasına çökme oradan ekmek parası kazanma hakkı ve ahlakı tanımaz. Bir parça ahlakı varsa derhal bulunduğu görevden istifa etmesi, yerine yedek üyelerden birinin geçmesi elzemdir. İstifa etmemekte ısrar etmek,  on yıllardır gece gündüz güvenlik işçiliği yapıp her tür sorunla mücadele eden tüm üyelerimize küfürdür.

Not -4: Dünya küçük! İşçi sınıfının evladı olan bizler komünarların, işçi sovyetlerinin, 15-16 Haziranların yolundan yürümeye devam edeceğiz. Kazanacağız, Bağışlamayacağız!

GÜVENLİK-SEN İŞÇİ MECLİSLERİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir