26 Mart, Kongreye Doğru Delegelerin Dikkatine

Sendikamız Güvenlik-Sen 26 Mart’da kongresini yapacak. Ve biz Güvenlik İşçileri Meclisi olarak delege ve üye işçi arkadaşlarımıza aşağıdaki hususları paylaşmayı işçi sınıfı mücadelesinin onurlu tarihi açısından bir görev olarak görüyoruz:

1-) Normal şartlar altında 2017 Temmuz ayında gerçekleşecek kongremizin apar topar Mart ayına alınmasının ardında, demokratik bir dertten ziyade, tahmini bütçe olmadan yapılan harcamalar, bağlanan maaşlar neticesinde ortaya çıkan savcılık soruşturması sonuçlanmadan, bu pislik ortalığa yayılmadan hızlıca üstünün kapatılması ve bir dört yıl daha koltuk kapmanın telaşı var. Üstelik 450 delegenin bulunduğu bir kongre sürecini ‘Saray’ın dayattığı ‘Tek Adam Anayasası’ referandum sürecine konulması hem referandumda ‘Hayır’ ile ilgili kritik görevler üstlenecek delegerimizi engellemiş oluyor, hem de sendikamızdaki tek adamlık pratiğini, tek derdinin koltuk korumak olan bir zihniyeti açık şekilde ortaya seriyor.

2-) Savcılık soruşturmasıyla şaibeli hale gelmiş yönetim, taşeron işçilik gerçeğine göre oluşturulan sendikamızın tüzüğünü, sarı sendika tüzüklerine benzeyecek değişiklikleri aceleyle sağlamak için olağanüstü bir çaba içerisindedir. Bu yönetimi arka planını bilmeden destekleyecek delege kardeşlerimiz farkında olmadıkları, tarafı olmadıkları bir suça ortak edilmeye çalışılıyor. Kırmızı çizgimiz tüzüğümüzün tek bir maddesinin değiştirilmemesi olmalıdır. Biz, delege ve üyelerimizi, sendikamızın sarı ve bürokrat sendikalara dönüştürülmesine izin vermemeye çağırıyoruz.

3-) Masaya oturuluan bütün işyerlerinde Kamu İşveren Sendikası’nın önlerine koyduğu TİS’lere imza atmış, bunlara tek bir itirazda bulunmamış, aceleyle sendika kasasına aidat toplama telaşına girmiş, ilk giren 80 bin TL’lik aidat gelirinin, 70bin TL’sini on beş gün içinde şevkle ‘iç etmiş’ bir yönetime şahit olduk. Aidatları yağmalarken gösterilen üstün çaba, ne yazık ki toplu sözleşme bekleyen işyerlerinde gösterilmemiş, yazışma tarihleri kaçırılmış, görüşmelere gidilmemiş, en basit evrak takipleri yapılmamış, merakla cevap bekleyen üyelerin telefonlarına çıkılmamıştır. Toplu sözleşme konusunda üyeler bilgilendirilmemiş, sanki toplu sözleşme yapmak üstün bir uzmanlık gerektiriyormuş, sanki her bir işçi üyemiz bu süreci yürütemezmiş gibi bir algı yaratarak sarı sendikacıların tipik hilelerine başvurulmuştur.

4-) Ne yazık ki Kamu İşveren Sendika’sıyla imzalanan toplu iş sözleşmelerin kazanımları, sarı sendikalardan olan Türk-İş/Güvenlik-İş ve Hak-İş/ Öz-İş’in imzaladığı toplu iş sözleşmelerindeki ile ya harfi rakamına aynı ya da onların gerisinde kalmıştır. İspat soran üyelerimiz üç ayrı sendikanın toplu iş sözleşmelerini karşılaştırınca açıkça bu durumu görebilirler. İşveren sendikası yöneticileri ile samimi fotoğraflar çektirmek mücadele diye yutturulmaya çalışılmıştır. Yönetimin bu dört yıl boyunca 1 Mayıs ve DİSK’in basın açıklamalarına katılmak dışında güvenlik işçilerinin bütün işyerlerinde yaşadığı hak gaspları ve uğradığı adaletsizlikler konusunda ortaya koyduğu tek bir mücadele, ödediği tek bir bedel yoktur. Yönetimin hatalarını çok erkenden görüp eleştirdiği için görevden alınan eEski Ankara temsilcimiz Ömür Tekin, işten atılıp tek başına beş ay sürdürdüğü direniş yok sayılmış, sendika sitesinden silinmiştir.

5-) Kongreyi oluşturacak delegelerin seçim biçimi ise başlı başına skandaldır. Güvenlik-Sen İşçi Meclisleri’nin zorlayarak yaptırdığı,  işyerleri dışında geri kalan tüm yerlerde anti-demokratik bir tarzda ve sarı sendikacıların yaptıkları biçimde güvenlik müdür/amirleri aranarak, seçim yapılmadan bu amirlerin oluşturdukları listeler üzerinden delegeler atanmıştır. Tüzüğümüze göre ise delege seçimlerinin en az on beş gün önceden bütün üyelerimize duyurulması ve seçime katılacak üyelerden oluşan hazirun listelerinin güvenlik işçilerinin çalıştığı tüm birimlere asılması gerekiyordu. Ne yazık ki, işyerlerine böyle bir hazirun listesinin asıldığını söyleyebilecek tek bir üyemiz yoktur. Mesela üyelerimiz İzmir Konak Belediyesi, İstanbul Kadıköy Belediyesi delege seçimlerinden sadece 2 günden az zaman kalmış iken sms ile haberdar edilmiştir. Üç vardiya çalışan güvenlik işçisinin iradesinin yansıtılması için sadece bir buçuk günlük süre tanınmıştır. Dikkatinizi çekeriz ki, bu uygulamaları yapanlar kendilerini “sosyalist” “devrimci” gibi sıfatlarla işçilere tanıtmaktan hiç bir utanç duymamaya devam etmektedirler.

6-) Bizim sendikal anlayışımızda açıklık ve şeffaflık esastır. Sendikanın harcama tabloları aylık biçimde tüm işyeri birimlerine asılmalıdır. İşçi kardeşlerimiz ödedikleri aidatın kuruşu kuruşuna nereye harcandığı düzenli bir şekilde talep etmeden görme hakkı vardır. Biz böyle yapacağız. Sendika yönetimi mali tabloda şeffaflık talep eden iki sendika üyemizi “tıpkı sarayı eleştirenlerin tutuklanması” örneğinde olduğu gibi, sırf soru sordular diye disipline sevk ettiler. Kongremizde delege arkadaşlar bu iki güvenlik işçisi, ilk kuruluşundan beri sendikamıza emek etmiş kardeşimizin ihracını da oylamak zorunda bırakılacak.

7-) Bırakın patronlarla kavga edecek bir sendikal pratiği görmeyi, en basit sorunların çözümünde bile en küçük becerisi, aklı, yaratıcılığı olmayan tembel, başarısız, bilgisiz bir yönetimle karşı karşıyayız. Üyelerimizin işyerleriyle ilgili sorunları yansıtmak üzere yöneticileri aradıklarında, kırk aramada bir ancak görüşebiliyor. Ne düğünümüzden, ne de cenazemizden haberdarlar. Ortalığa çıkıp yalanlara dayalı yaygaralarla, akılları puslandırıp koltuğu garanti edeceklerini sanıyorlar. Bu güvenlik işçisinin aklı ve vicdanıyla alay etmek demektir.

😎 Sermaye ve devlet tarafından âdeta işçi sınıfının “zencilerine” dönüştürülen biz taşeron güvenlik işçilerini, Kamu İhale Yasası, Kamu İşveren Sendikası ve Yüksek Hakem Kurulu cenderesine mahkum etmeye çalışıyorlar. Biz sendika olarak kurulurken işyeri meclis ve komitelerine dayanan Türkiye Güvenlik İşçileri Hareketini yaratacağız dedik. Hareket il meclislerinden seçilen işçi arkadaşlarımızın oluşturacağı Türkiye Güvenlik İşçileri Meclisi’nce sürdürülecekti. İlk çıkardığımız broşürün adı işçilerin muhatap kabul edilmediği “Kamu İhale Masalarını Dağıtacağız” idi. Biz meclislerimizle biz taşeron işçilerin ortak geleceği için, insanca yaşam, insanca ücret için üzerimizde kurulan üçlü sömürü cenderesini dağıtmaya geliyoruz. Saray ve AKP iktidarının etrafımızda inşa ettiği baskı mekanizmasının bir benzerini inşa eden sarı sendikaların işleyişini her bir güvenlik işçisinin dahil olduğu karar ve mücadele süreçleriyle dağıtacağız. Bunu gerçekleştirecek birikim, akıl ve cüret örgütlenmemizde fazlasıyla mevcuttur.

9-) İşverenlerce sömürüyü kolaylaştırmak için hem iş hiyerarşisi, hem ücret eşitsizliği, hem milliyet, mehzep, cinsiyet, oy verdiği parti, tuttuğu takıma kadar bölünen işçileri içine atıldığı durumu, bir de sendika ve delege baronlarının koltuklarını korumak için yeniden yaratmalarına müsade etmeyelim. Atama delegeler ve blok listelerle, hileli seçimleri masa üstünde aldık diyenlere büyük bir birlik dersi verelim.

10-) DİSK yönetimi arkamızda diyerek şişinerek dolaşanlara diyelim ki, DİSK işçi sınıfının kahramanca mücadele ve direnişlerine dayanarak bedeller ödenerek, değerlerini, ilkelerini oluşturmuş sendikadır. Bürokratların solculuk ahkâmlarıyla değil. Hiç bir DİSK sendikası savcılık soruşturmasıyla en hafif deyimle “şaibeli” konumdaki bir yönetimin arkasında durmaz. Durmamalıdır! Güvenlik işçilerinin iradesine müdahaleye yeltenmemelidir.

11-) Bilmeden konumunu böylesi bir müdahale içinde bulabilecekler için yöneticiler hakkındaki savcılık soruşturması’nın nereden kaynaklandığını izah edelim:

Sendikamız ilk kurucu genel kurulunu 22 üye ile 2014 gerçekleştirmiştir. Divan başkanlığını Ulaş Hacımuratoğlu yapmıştır. O vakitlerde TİS olmadığı için aidat da yoktur. Garip Karatay, Sinan Toprak gibi meclis üyesi arkadaşlarımızın yer aldığı yönetim listesinin 10-10 berabere kalarak, yazı tura ile seçimi kaybettiği olağanüstü genel kurul, yine bu 22 üye ile 2015’in Ocak ayında, sadece seçim gündemiyle yapılmıştır. O tarihte bini aşkın üyemiz vardır fakat henüz TİS yoktur. Dolayısıyla aidat ve bütçe, tahmini bütçe yoktur. Sendikal kamuoyunun çok yakından tanıdığı onlarca avukat, hukuk fakültesi hocası ve sendika yöneticisinin dile getirdiği kural “daha önceden belirlenmiş bir bütçe olmadan tek bir kuruş harcama yapılamaz”dır. Kuraldır, tartışmaya, yoruma açık değildir. Yapılan zimmete para geçirmektir. Hukukken bu durum nettir. Bir sendikanın kasasına ilk defa para girdiğinde ilk iş mal bulmuş mağribi gibi gibi hukuka, işçilerin örgütlülüğüne, tüzüğe, emeğe karşı onursuzca on binlerce lira ile işçi aidatlarını kendilerine maaş bağlayarak, lüks mobilyalar, koltuklar alarak, temsil ağırlama, örgütlenme gideri göstererek harcayamaz. Zaten bu onursuzluğu da geçerek giderlerin de hiç birisi resmi olarak sunulmamıştır. Şimdiki Güvenlik-Sen yöneticileri Kadıköy Belediyesi’nde işten atılan delegemize bütçe olmadığı için hukuki destek sağlayamayacağını utanmaz, ağırlanmazca söylerken, yasaya aykırı, işçi onuruna aykırı 25 bin lira mobilyaya para harcadığını çöp evraklarda açıklamıştır. Bu evraklarda bir gider kalemi olarak gösterilen avukat masraflarının nereye gittiğinden kimsenin haberi yoktur. Oysa bir işçi sendikasında kasasına yeni giren paranın tek kuruşunun harcanabilmesi için önce kongre toplayıp tahmini bütçe yapılması ve olası harcamaların kalem, kalem gösterilmesi mecburidir. Hukukçu ve sendika yöneticilerin katkılarıyla 17 maddelik, ek suç duyurusu dilekçesi geçen hafta savcılık soruşturmasına eklenmiş, soruşturma genişletilmiştir. Suç ve yağma açıktır. İsteyenler suç duyurusu dilekçelerini görebilirler. Tahmini bütçe olmadan, geriye dönük yapılan harcamalar, bir sonraki genel kurulca aklanamaz. Aceleyle tüzüğü değiştirerek çaldıkları minareye kılıf bulacaklarını sananlar, hesap vermekten kaçamayacak. Yönetimde yer alıp bu suça ortak olmamış arkadaşlarımızın, bir an önce gerekli adımları atarak, buradaki büyük suça alet olmamaları çağrımızdır.

12-) Sadece Güvenlik-Sen tüzüğünü okuyarak, bu tüzüğe bu yöneticilerin neden uymadıklarını, neden ilk fırsatta değiştirmek isteyeceklerini bütün üyelerimiz anlayabilir. Bu tüzükte geçen ilkeler, tek adamlığa, yozlaşmış bürokrasiye karşı önlemler koyduğundan,  Türkiye ve dünya işçilerinin yüz yıllık mücadelesinin kazanımlarını içerdiğinden saldırılmak isteniyor. Hep beraber buna izin vermeyelim. Güvenlik-Sen bizim sendikamız.

Bir Cevap Yazın