İşçi Düşmanlarına Geçit Vermeyeceğiz

Şişli Belediye’sinde DİSK/Güvenlik-Sen sendikasına üye olan işçilere belediye yetkilileri tarafından baskı yapıldığı iddia edildi.

Sendika üyesi işçiler, durumdan DİSK/Güvenlik-Sen Genel Başkanı Serdar Arslan , Genel Merkez yöneticileri Doğan Özdemir ve Hüseyin Ünlü’yü de haberdar ettiklerini fakat ciddi bir girişimde bulunmadıklarını belirttiler. Merkez Disiplin Kurulu tarafından bu kişiler hakkında “ihbarcılık yapmaları” nedeniyle sendikadan ihraç kararı alındığını ve geçtiğimiz günlerde haklarında “ görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla cumhuriyet savcılığınca dava açıldığını öğrendiklerini söyleyen işçiler, bütün olumsuzluklara karşı mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirttiler.

Şişli Belediyesi’nde devam etmekte olan mobbing iddiaları ile ilgili Güvenlik İşçileri Meclisi tarafından şu açıklama yapıldı: ”İşçi Düşmanlarına Geçit Vermeyiz! Bizler Türkiye’nin dört bir yanında örgütlü, DİSK/Güvenlik-Sen İşçi Meclisleri üyesi işçileriz. Son günlerde sendikamız yönetimini gasp etmiş bulunan Serdar Arslan, Doğan Özdemir, Hüseyin Ünlü çetesinden cesaret alan patron temsilcilerinin sendika üyesi kardeşlerimiz üzerinde baskı kurma teşebbüslerini öğrenmiş bulunmaktayız.

Şişli Belediyesi Güvenlik Müdürünün ve Amirlerin tehdit ve baskıları, sendika yönetimini gasp etmiş çetenin duyarsızlığı sonucu 55 işçi Disk Güvenlik Sen’den istifa etmiş, sendika merkezini gasp etmiş ihbarcı çete, işçilerin mücadele etme ve sahip çıkma çağrılarına yanıt vermemiştir. CHP Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü’yü konudan haberdar etmiş bulunmaktayız. Ancak duyduk ki Güvenlik Müdürü denilen şaşkın, mafyöz ilişkilerine güvenerek güvenlik işçileri üzerindeki baskılarını artırmış. İşçileri sendikadan istifa etmeye zorluyormuş. İşçileri Müdürün mafyöz çevresi arayarak sendikadan istifa etmeleri yönünde tehditler ediyorlarmış.

Biz Güvenlik İşçileri Meclisi olarak CHP Şişli Belediye Başkanı’nı son kez uyarıyoruz. Bu mafya şefini belediyesinde barındırmaya devam mı edecek? İşçi kardeşlerimizi tehdit eden, şiddet uygulayan Güvenlik Müdürü Mehmet Söyler’ i son kez uyarıyoruz. Ayağını denk al. İşçileri tehdit etmekten vazgeç. DİSK/Güvenlik-Sen üyesi işçileri sendika yönetimini gasp etmiş üç ihbarcı muhbir’ le karıştırma. Güvenlik-Sen İşçi Meclisleri olarak uyarıyoruz. Yapılacak en küçük usulsüzlüğün hesabını sorarız. Bütün güvenlik işçisi kardeşlerimizi mücadele etmeye çağırıyoruz.

İşçi Düşmanlarına Geçit Vermeyeceğiz!

GÜVENLİK İŞÇİLERİ MECLİSİ

Olağanüstü Hal döneminde Olağan İlkesizlik: Bu 2 şahsı tanıyan var mı?

Disk Yönetim Kurulu’na, Disk’e bağlı sendika yönetimlerine, Disk üyesi işçi kardeşlerimize, Genel-İş üyesi işçi kardeşlerimize, ilerici, devrimci çevrelere son kez sesleniyoruz: Vicdanlara bırakıyoruz bu fotoğrafı..

1-) Güvenlik-Sen’de Meclislerle işleyen bir sendikal anlayışı fotoğraftaki diğer iki zatın yönlendirmesi, parasal, konumsal katkılarıyla bypass etmiş, 2016 yılında açılmış olan zimmet, yolsuzluk, hırsızlık soruşturması halen devam eden..

2-) 2016 yılında usulsüz, kuralsız oluşturulmuş delege yapısıyla ve 2017 Nisan’ında şiddetle inşa edilen ve fotoğraftaki iki zatın doğrudan yönettiği kongrede işçilerin tüm iradesini gasp edip ülkenin en demokratik sendika tüzüğünü sarı sendika tüzüğüyle zorla değiştiren..

3-) Aynı kongrede kendileriyle birlikte seçilen yönetim kurulu üyelerinin üçü tarafından yapılan suç duyurusu sonucu hırsızlık, zimmet ve yolsuzluk suçlamasıyla haklarında 2.kez savcılık soruşturması açılan…

4-) Muhalif gördüğü sendika üyesi işçileri tasfiye edemeyince sosyal medya paylaşımları nedeniyle Cumhurbaşkanı’na Hakaret ettikleri savıyla polise ihbar eden…

5-) Polisin Cumhurbaşkanı’na Hakaret suçunu tespit etmek için yürüttüğü soruşturmada ihbar ettikleri işçiler hakkında işbirliği içeren bir tavrı devam ettiren..

6-) Aynı kongrede kendileriyle birlikte seçilen Güvenlik-Sen Disiplin Kurulu üyelerinin kararıyla işledikleri suçların aleniyeti nedeniyle “görevden el çektirilerek, üyelikleri askıya alınmalarına” rağmen disiplin kurulu kararını takmayarak, sendikaya ve defterlerine el koyarak  görevlerine fotoğraftaki iki zatın desteği ve koruyuculuğuyla devam eden..

7-) İhbar ettikleri sendika üyesi işçilerin adreslerine geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı’na Hakaret suçu işledikleri gerekçesiyle savcılığın ifade vermek üzere zorla getirme kararı gitmesine neden olanların başı olan ihbarcı ve hırsız Serdar Aslan’ın bugün CHP Emek Büroları’nın Taşeron İşçi Çalıştayı’nda sendikamızın başına bu pislikleri musallat eden iki zatla verdiği pozu Genel-İş genel merkez hesaplarınca paylaşıldı.

Bu DİSK tarihine sürülmüş kara bir lekedir.. Bu fotoğraf Disk’in nasıl yönetildiğinin en somut vesikasıdır. Meşhur ama kimsenin görüp okuma şansına sahip olmadığı DİSK ilke ve değerlerinin ayaklar altına alınmasıdır. Daha dün Çankaya Belediyesi Güvenlik işçisi kardeşlerimizin yüzlerine hırsız ve ihbarcı olduklarını haykırarak salonu boşalttıklarını hepiniz izlediniz. Ancak bugün DİSK’i ve Genel-İş’i de kendi ikballeri için gasp edip diğer sendikaları yedekleme uğraşı veren diğer iki zatın bir ihbarcılara, hırsızlara açık sahip çıkışının resmini gördünüz. Biz ihbarcı ve hırsız Serdar Aslan’ı tanıyoruz.. Yanındaki iki zatı tanıyan var mı?

Güvenlik İşçileri Bu Alçakları Unutmayacak

1-) Hırsızlık ve ihbarcılık alçaklıktır. Alçaklar işçi sınıfı söylemini kullanmamalıdır.

2-) Hırsızlık ve ihbarcılık pratikleri nedeniyle İzmir Cumhuriyet Savcılığında iki soruşturması olanlarla Güvenlik-Sen Disiplin Kurulu’muzun kesin ihraç kararına uymayanlar aynı kişilerdir. (Disiplin Kurulu açıklamasına bakınız)

http://ilerihaber.org/icerik/guvenlik-sende-ihbar-tartismasi-suruyor-76988.html
https://www.evrensel.net/haber/334054/guvenlik-sen-disiplin-kurulundan-ihraca-iliskin-aciklama
https://www.evrensel.net/haber/332467/guvenlik-sende-ihbar-krizi-yoneticilerin-ihraci-istendi

3-) Disiplin Kurulu Kararı’nı verenler ve Savcılık Soruşturmasına başvuranlar Serdar Aslan, Doğan Özdemir ve Hüseyin Ünlü ile aynı listeden seçilmiş sendikamız üyesi kardeşlerimizdir. Emekçilerin ekmeğine ve emeğine gösterdikleri saygı ve değer takdiri hak etmektedir. Dolayısıyla konunun kongreyle, muhalefetle ve işçi meclisleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Hırsızlar, ihbarcılar koltukta bir saat bile olsa fazla kalmak için yaygara ile ortamı bulandırmaya çalışmaktadırlar.

4-) İşçi aidatlarına çökmüş hırsızlarla, işçileri Cumhurbaşkanı’na hakaretten polise ihbar edenlerle demokratik mücadele olmaz. Demokratik mücadele işçilerin kendi aralarında olur.

https://www.evrensel.net/haber/333223/disk-guvenlik-sende-bir-kez-daha-yolsuzluk-iddiasi

5-) İşçi Meclisleri hırsız ve ihbarcıların teşhirini doğru ancak fazla demokratik bir yöntem olarak değerlendirdiği için sahiplenmemektedir. Çünkü hırsızlık ve ihbarcılıkla demokratik mücadele değil devrimci mücadele olur. Bu eylemde İşçi Meclislerinin binin üzerindeki üyesinden herhangi biri yoktur.

6-) Disiplin Kurulu’muzun Kesin İhraç Kararı derhal uygulanmalıdır. Sendika tüzüğünü, kurulları, ilkeleri ve değerlerimizi hiçe sayıp ahlaksızca ve cebren konumlarını terk etmeyenlerin sinsiliklerine üyelerimiz itibar etmemelidir. Rastlandıkları her yerde ihbarcıların yüzlerine tükürülmedilir. Yönetim kurulumuzun kalan üyeleri yedek üç yöneticiyi acilen göreve çağırmalıdır. Disiplin Kurulumuzun üyelerini tehdit eden, sendika defterlerini çalan bu hırsız muhterisler artık daha fazla sendikamıza zarar vermeden defolmalıdır.

http://bizimsendikamiz.org/index.php/ihbarcilar-guvenlik-senden-defolsun/
http://bizimsendikamiz.org/index.php/ihbarcilar-derhal-defolun/

7-) DİSK’te ihbarcılığı ve hırsızlığı savunacak kardeş sendika yoktur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

İHBARCILAR DERHAL DEFOLUN!

Bizler taşeron işçileri olarak devleti yönetenler, yasa koyucular ve patronlarla, yasaların önünde eşit olmadığımızı çok iyi biliyoruz. Çocukluktan itibaren durmadan bu durumu kanıksamamız, kabullenmemiz isteniyor. Sınıf mücadelesi tarihinin birçok onurlu mücadelenin yanında dünyaya egemen kapitalizmin eşitsiz, sömürü düzeni ile mücadele etmek için kurulmuş kurum ve temsiliyet pozisyonlarının da ne çabuk bu düzenin bir parçası olabildiğinin örnekleri ile dolu olduğunu da biliyoruz. Elbirliği ve büyük özverilerle kurduğumuz DİSK / Güvenlik-Sen’in başına musallat olan dünün “işçisi” yöneticiler bize bunu çok iyi, bir daha hiç unutmayacağımız şekilde öğretti. İbretlik bir deneyim bahsi geçen.
Haklarında dolandırıcılık, hırsızlık, görevi kötüye kullanma, ihbarcılık ile bir sürü iddia, dava, kanıt ve arkasında sendikal mücadeleye bıraktığı zarar ile beraber o koltuklarda hâlâ nasıl oturabildiklerini biz ancak devlete, AKP’ye baktığımızda anlayabiliyoruz.
Bizim ülkemizde devlet ve yasa koyucular, bırakın yasalar önünde örtük bir eşit olma halini kendi kurumlarının altını oyma pahasına kendi koltuklarının peşinden gider. Zafer Çağlayan, Egemen Bağış gibiler bu durumun en güncel örnekleridir. Saray iktidarının tüm pratiği bunun en somut örneğidir.. Güvenlik-Sen yöneticisi Serdar Aslan, Doğan Özdemir, Hüseyin Ünlü gibi parazitler büyük sendika beyi abilerinden aldıkları dersleri dinlemişler. Onlarca meclis açıklamamızda bunları çok ayrıntılı kamuoyuyla paylaştık. Haklarında disiplin kurulunun vermiş olduğu karar karşısında, büyük bir aymazlıkla ve utanmazlıkla onların karar verme yetkisinin olmadığından dem vuruyorlar! Şimdi de Disiplin Kurulunu itibarsızlaşmaya soyunmuşlar. İşyerlerinde disiplin kurulu üyesi kardeşlerimizi yıpratmak için çirkefçe sözler sarf ediyorlar. Disiplin Kurulunu sınıf sorumluluğuyla ve erdemli davrandığı için tebrik ediyoruz. Yönetim kurulunun Disiplin Kurulu kararını tartışma, geri iade etme, gözden geçirilmesini isteme yetkisi yoktur. Disiplin Kurulu tıpkı yönetim kurulu gibi genel kurulca seçilen bağımsız bir organdır. Almış olduğu kararı tartışma yetkisi sadece genel kurula aittir. Bu açıdan tartışmaya açık bir durum yoktur. İhbarcılık, işbirlikçilik, hırsızlık gibi suçlara bulaştıkları onlarca kanıtla açık olan yöneticiler için alınan karar geç ama çok önemlidir. Sınıfsal sorumluluğun ve emekçilerin haklarını koruma erdeminin bir parçasıdır. Sendikalardaki yönetimlerde bu denli bir yozlaşma yaşanırken ayrıca kıymetlidir. Yönetim kurulunun suça bulaşmamış üyeleri artık sorumsuzluğa son vermelidir. Bu üç rezili sendikamızdan uzak tutmanın yolu açılmalıdır. Tüm sendika üyelerimiz bu rezil üçlüyü her türlü sosyallikten dışlamalı, insani ilişkilerini kesmelidir. Adının başında tarihsel değeri büyük olan devrimci sıfatının taşındığı bir işçi sendikasında alınması gereken doğru devrimci tutum budur.
Bu üç talihsiz, tarihsiz meczup yöneticiye asıl hak ettiklerini verecek olan yine bu yok saydıkları işçi iradesi ve işçi organı olan işyeri komiteleri ve konseyleri olacaktır. DİSK tarihine anlamlı bir etik-siyasi not düşen Disiplin Kurulu üyelerimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolsunlar, varolsunlar.

Güvenlik-Sen İşçi Meclisi

İHBARCILAR GÜVENLİK-SEN’DEN DEFOLSUN!

Biz Güvenlik-Sen İşçi Meclisleri, her platformda tek adamcılığa HAYIR dedik!

Ülkenin iktidarı tek adamlığı dayattığında HAYIR dedik! Sendikamız Güvenlik-Sen’deki yönetim, tek adamlığı dayattığında HAYIR dedik!

Hakkında hırsızlık, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanmaktan işçilerce dava açılmış yönetim, 2.Olağan Kongre’de yeter sayıya ulaşılmadan, üye işçileri salona almayıp kapı önünde izdihama neden olmuşken içerde hileli “Evet”i öne geçirtti. Ülkede HAYIR’ın zaferini, iktidarın gasp etmesi gibi sendikamızın kongresinde işçi meclislerinin HAYIR’ı da her türlü hile ve zor gücüyle “Evet” karşısında bertaraf edildi.

Bütün işçilerin, üyelerin akılları ve onurlarıyla alay eden Güvenlik-Sen yönetimi, kendisini yaratmış büyük iktidarla, Sarayla gittikçe aynılaşıyor. Saray rejiminin yurttaşlarımızı sosyal medya hesaplarından fikir beyanlarını suçlaştırarak hapishanelere tıktırdığı gibi sendika yönetiminde bulunan üç hain de üyelerimizi sosyal medya paylaşımlarından “Cumhurbaşkanına hakaretten” devlete şikâyette bulundu. Güvenlik-Sen yönetiminden ihbarcı, işbirlikçi Serdar Arslan, Doğan Özdemir ve Hüseyin Ünlü bu skandal karşısında ne yapacaklarını bilemiyor, paçaları tutuşuyor. Skandal haber Türkiye basınından yabancı basına yayılmışken bugüne kadar yaptıkları hile ve ahlaksızlıklara uydurdukları kılıfların en büyüğünü bu sefer uyduramayacaklar. Çamur her yere saçıldı. Bu skandalda payı almış, onur kırıntısı taşıyan birkaç kişi gizliden istifalarını verse de henüz bu hain işbirlikçi üçlüden istifa açıklaması gelmemiştir. Bu yönetimde bulunan ihbarcılar dışındaki şaşkın yöneticilere kendileri adına ne yapmaları gerektiğini söyleyelim: İsmi geçen üç ihbarcının derhal sendikadan ihraç edilmesi, bunun için gerekli bütün işlemlerin derhal yapılması zorunludur. Yönetimde bulunan diğer kişiler derhal tutumlarını kamuoyuna açıklamalı aksi takdirde bu skandalın ortaklarıdır. En kısa zamanda Güvenlik-Sen’in kurucu tüzüğünde yazan ideallerle yapılacak, demokratik ve adil bir seçimle sendikanın yeniden şekillenmesi ve işçi meclislerinin belirleyeceği bir yönetimin seçilmesi zorunludur. Güvenlik-Sen’in var olan düzeni yeniden üreten bir yer olmasına asla izin vermeyeceğiz.

Bütün Güvenlik-Sen üyeleri, temsilcileri, delegelerini bu davaya sahip çıkmaya, HAYIR için mücadele etmiş bütün emek dostları ve muhalefeti de bu haklı mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz. Sendikamızı savunmak için bütün meşru müdafaa yollarıyla yapılması gereken her şeyi yapacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

Güvenlik-Sen İşçi Meclisleri

9 Nisan 2017 Güvenlik-Sen Kongresi İle İlgili Açıklamamız

Kongreye Nasıl Gelindi?

Bilindiği gibi sendikamız, Umut-Sen ilkeleri etrafında sendikasız, örgütsüz, taşeron işçilerin örgütlenmelerini işkolu düzeyinde de sağlamak amacıyla kurulan üç sendika (Dgd-Sen, Giyim-Sen ve Umut-Sen) ile birlikte, onların kolaylaştırıcılığıyla kuruldu. 2013 yılında, sendikamızın kurulduğu dönemde bağımsız sendikaların örgütlenmelerinin önüne engel olarak konan  %3’lük işkolu barajı –bu baraj geçen yıl Anayasa Mahkemesi tarafından konfederasyonlarla aynı orana,  %1’e çekildi- örgütlenme süreçlerinde sarf ettiğimiz emeği, Türk-İş ve Hak-İş’e bağlı sendikalar tarafından gasp edilmesi üzerine toplu sözleşme haklarımızı ivedilikle kullanabilmek adına, belli çekincelere sahip olarak DİSK’e başvuruda bulunduk. İlk başvuru görüşmesi M.Görkem Doğan ve Başaran Aksu tarafından DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ile yapıldı. Görüşmenin olumlu sonuçlanmasının ardından resmi başvuru yapıldı. Sendikamızın tüzüğünün hazırlanması, kirası, İzmir başta olmak üzere tüm yurttaki örgütlenmesi, Umut-Sen’in gönüllü uzmanları, avukatları ve akademisyenler tarafından sürdürülüyordu. DİSK’e bağlanmanın ardından Çorlu Belediyesi, Mersin Büyükşehir Belediyesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Ağrı Belediyesi örgütlenmelerine başlandığı süreçte, yönetimle birlikte gönüllü örgütlenme uzmanlarının da üyeliklerin tespiti amacıyla kullandıkları şifrelerin aniden değiştirildiği görüldü.  Bugüne kadar süren uzun, krizli dönem başladı. Meclislerle yönetilen bir sendikadan Genel İş’teki birkaç baronun kayyumu haline gidiş; Serdar Aslan’ın “İşçilikle ömür mü geçer, hazır fırsatı buldum ben de Rıdvan Budak olacağım.” ilkel hevesiyle başlayıp avcı siyasetlerin hazır sendika bulduk ‘çökelim’ etiği ve DİSK içersindeki siyasal sendikal saflaşma aritmetiği içinde büyümesi kesin olarak görülen bir sendikanın uydulaştırılmak istenmesi ile devletin güvenlik gibi stratejik işkolunda devrimci bir sendikal çizgiye izin vermeme parametrelerinin hepsinin belirleyici olduğu bir süreç yaşandı, yaşanmaya, derinleşmeye devam ediyor. Güvenlik İşçi Meclisleri olarak 11 Ocak 2015 tarihinde 2. Olağanüstü Kongremizi bu tartışmaları aşmak üzere gündeme getirdik ancak Kani Beko, Arzu Çerkezoğlu ve Genel-İş yönetimini karşımızda bulduk. Tüm güçlü “ikna” mekanizmalarına rağmen kurucu 10 arkadaşımız onurunu ve ilkelerini para, istikbal için satmadı, meclis çizgisinde ısrarcı oldu.

Kongre’de 10’a 10 eşitlik çıktı, yazı turayla kaybettik. Dişle tırnakla yıllara yayılan emekle yaratılan bir değeri savunmak şansa kalmamalıydı. Adlarında devrimci, sosyalist yazan siyaset ve sendikacıların bu tutumu asla unutulmayacak, hatırlatmaya, anlatmaya devam edeceğiz. Hatırlatacağız çünkü Umut-Sen gönüllüsü arkadaşlarımız olmazsa biz Güvenlik işçilerinin yaşadığı sorunlar kimsenin umurunda değildi.

Şans eseri yönetimde kalmayı başaran yöneticiler kongre sonrası kendilerini büroya kapattı. Biz işçilerin, meclis üyelerinin ve gönüllü uzmanların sendikal süreçlere katılması engellendi. Sendika defterleri başkanın evine taşındı. Örgütlenme; işçiler üzerinden tabanda kurulan komiteler, meclisler üzerinden değil Genel-İş’in belediye başkanlarıyla “kanka”lıkları üzerinden sağlanan iş bitiricilikle yapılmaya başlandı. Sendikamız yöneticileri ilk yapılacak toplu sözleşmeler için ellerini ovuşturmaya, hayal baloncuklarının içine yazılar yazmaya başlamış oldu. Nihayet arzuları gerçek oldu, 2016 yılında ilk toplu sözleşme yapıldı ve sendika kasasına para girmeye başladı. (Not: Kamu İşveren Sendikası ile sendikamızın imzaladığı TİS’leri ayrıca Türk-İş, Güvenlik-İş, Hak-İş ve Öz-İş’in imzaladığı TİS’leri inceledik hepsi rakam, nokta, virgül olarak tıpa tıp aynı. Başında devrimci sıfatı olan sendikamızın yöneticileri hak almaya değil acilen aidat almaya odaklanmış olduğunu görmüş olduk.)  Sorun tam da bu aşamada başladı; sendika yöneticisi kasaya giren parayı eğer gerçekten ihtiyaç doğrultusunda harcamak istiyorsa ilk olarak yapması gereken şey parayı harcamak değil bütçeye bakmaktır. 11 Ocak 2015 Olağanüstü Genel Kurulumuzda normal takvime göre Temmuz 2017’de yapılacak olağan kongreyi öngörerek kabul ettiğimiz tahmini bütçenin gider kalemi 12.000 TL sınırındaydı. (Bu durumu kongre için referandum çalışmalarını bile bırakıp kırk gün kırk gece çalışan Kani Bekogillere anlatıyoruz, hukuki yanını otorite olarak sevgili Murat Özveri’ye sorsunlar, ahlaki yanıyla ilgili öneriyi iş cinayetlerinde yitirdiğimiz işçi arkadaşlarımızın yakınları yapacaktır mutlaka). Bütçemiz üç kalemden oluşuyor: Kira, bina aidatı ve faturalar. Sendikamız, yeni kurulan bir sendika ve tarihinde zimmete hukuki dayanak yapılacak genel kurulları maalesef yok. Bütçe geliri sonsuza kadar büyüyebilir ancak harcanma yapılmak isteniyorsa tahmini bütçenin gider kısmındaki kalem ve miktar yönetim kurulu yetkisiyle artırılamaz, aşılamaz. Tahmini bütçe giderini aşan tek bir kuruş bile harcanmak isteniyorsa o kuruşu harcamak adına yeni bütçe için GENEL KURUL toplanması şarttır. Bu kuraldır, hukuken nettir. Peki, sevgili arsız yöneticilerimiz ne yapmış? İlk iş olarak, gelen aidat paralarını Bekogillerin akıl ve destekleriyle şevkle harcamaya başlamış. Oysa ilk iş olarak yapılması gereken parayı harcamak değil hızlıca genel kurul toplayıp yeni bir tahmini bütçe yapmak olmalıydı. Ancak eski genel kuruldaki 10’a 10 dengesi süreç içerisinde meclislerimiz lehine değiştiği için yönetim, genel kurul yapmak yerine hukuksuzluğu tercih etmiştir. Tüzüğümüze göre genel başkan dâhil olmak üzere kimin ne kadar maaş alacağına ancak ve ancak genel kurul karar verir. Özal mantığıyla “Tüzük bir kez ihlal edilirse bir şey olmaz” denilmiş ve tüzük delik deşik edilmiştir. Genel kurula sorulmadan hukuksuz yolla maaşlar bağlanmış, 25 bin liraya mobilyalar alınmış, yeni yerler tutulmuş, araçlar kiralanmış, şehir içi ulaşım ücretleri, konaklama giderleri, temsil ve konuk ağırlama giderleri, yüksek avukat, muhasebe giderleri şişirilerek harcanmış, tıka basa yenilmiş, içilmiş. Hiçbirinin ne 6356 Sendikalar Kanunu’nda ne de sendika tüzüğümüzde yeri yoktur. Ancak yönetimin beklemediği bir ‘sorun’ baş göstermiştir. Gidişattaki pervasızlıkta kendisinin de sorumlu olduğu Genel Sekreter Salih Şenol, durumdan rahatsız olmaya, artık soru sormaya başlamıştır. Banka giriş-çıkışlarını, mali tabloları görmek istemiş fakat tüm ısrarlarına rağmen yönetim kurulu ipe un serip harcamaları kendisine göstermekten imtina etmiştir. Bunun üzerine meclisimizin etkin üyelerinden Sinan Toprak arkadaşımıza gidişatı aktarmıştır. Arkadaşımız noter üzerinden ihtar çekmesini önermiş, Şenol’da öneriyi uygulamıştır. Ancak yönetim noter ihtarına rağmen tabloları göstermeme konusunda diretmiştir. Bu durum üzerine Salih Şenol, üyelere karşı sorumluluğu ve kendi cezai sorumluluğunun büyümesi ihtimalinden hareketle İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmak zorunda kalmıştır. Suç duyurusu incelemeler sonucunda soruşturmaya dönüşmüş, yöneticilerin ifadeleri alınarak dosyaya işlenmiş, 17 Ocak 2017 tarihinde sendika binamıza polisler gelerek bir “Kontrol Tutanağı” tutmuştur. Tutanakta sendikada bulundurulması gereken tüm defterlerin bulunmadığı, sadece disiplin kurulu, denetim kurulu teftiş ve gözetim defterlerinin bulunduğu ancak her iki defterinde sendika yönetimince ibraz edilip noter tasdikli, onaylı olmasına karşın hiç kullanılmamış ve boş olduğu tespit edilmiştir. Tutanağın altına genel başkan, mali sekreter, sendika çalışanı ve üç polis imza atmıştır. Buradan anlaşılan, önemli nokta şu ki; 17 Ocak 2017’ye kadar herhangi bir denetleme kurulu faaliyeti yapılmamış!

Bu noktayı akılda tutalım 26 Mart Kongre sürecine geçelim…

“Delege Seçimleri” Tümüyle Anti-Demokratiktir, Hukuksuzdur!

Sarı sendikalarda bile delege seçimleri yapılırken tüm işyerlerine hazirun listeleri asılır ancak sadece başkanın adamları aday olabilir. Aday olunursa ya işten atarlar ya da kafa kırarlar. Bizim sendikamızda delege seçimleri hiç yapılmadı denilebilir.  424 delegenin 247’si yönetim kurulu tarafından bir masada belediyelerdeki güvenlik amirleri aranarak “güvenilir, satmayacak kişilerden oluşan sağlam listeler” istendi. Bazı belediyelerde duruma tesadüfen şahit olan işçilerin müdahale  etmesi üzerine görece bir temsil inisiyatifi sağlayan istişareler mümkün olmuştur.  Mesela Tekirdağ Belediyesi’nde iki amir tarafından delege yazılan 31 işçinin dışındaki 308 üyemizin delege seçimlerinden haberi olmamıştır. Delege olan 29 işçi arkadaşımız, iki delegenin gizli kapaklı görüşmeler sonucunda yönetim listesinden aday gösterilmesini öğrendiklerinde anti-demokratik uygulamayı protesto etmek amacıyla kongreye katılmayı reddetti. Tüm delegelerden sadece  167 delege “seçim”le belirlendi. Üyeler yapılan “delege seçimleri”ni ya Konak seçimlerindeki gibi bir buçuk gün önce ya da İzmir Büyükşehir seçiminde olduğu gibi en çok beş gün önce sms yoluyla öğrendi. Yönetim, sıkıntılı olabileceğini düşündüğü işyerlerindeki delege seçimleri için iki ay hazırlık yapmış, aday olmak isteyen meclis anlayışına sahip çıkan üyelerin kendilerini bu kısa süre içerisinde organize edip seçim alması zaten imkânsızdı zaten öyle de oldu. İmkânsızı bir tek Kadıköy Belediyesi’nde (16) ve Çorlu Belediyesi’nde (5) seçimleri kazanan meclis delegeleri kırdı.

 

Yapılmasına Bir Hafta Kala Ertelenen “26 Mart Kongresi”

26 Mart Kongresi’ne bir ay kala Güvenlik İşçi Meclisleri, kongreye yönelik mücadele, ayağa kalkma, hesap sorma çağrısını üyelerimiz ve kamuoyuyla paylaştı. Tüm birimlerde üye ve delegelere yönelik bilgilendirme amaçlı çalışmalara başladı. Bu vesile ile üye işçiler savcılık soruşturmasından yeni haberdar olmaya başladı ayrıca kongrenin kendisinden kaçırıldığını öğrenen ve delege seçimlerinden haberi olmayan binlerce üyemizin tepkileri yaygınlaştı. Yönetim savcılık soruşturmasını önce “yok böyle bir şey” diye geçiştirmeye sonra “Dernekler Müdürlüğü’nün rutin denetimi” diye yalanla üyelerden savuşturmaya çalıştı. Bunlar tutmamaya başlayınca savcılık soruşturmasına konu şeylerin aslı astarı olmadığını, zaten kongrede kanıtlarıyla ispatlayacaklarını söyleyip destek istediler.(Bir gece önce Belediye Başkan ve bürokratlarıyla “gerekli istişareleri” tamamlayan Kani Beko, Remzi Çalışkan, Cafer Konca, Memiş Sarı’dan 240 oy garanti, rahat ol müjdesini alınca  9 Nisan’da kongrede tüm konuşması dört kelimeydi “Vardiyalardaki arkadaşlara selam olsun!” Genel Başkan Serdar Aslan, selam ettiği vardiyalarda çalışanların aidatlarından  zimmete geçirdikleri, yiyip içtikleri aidatların yalan olduğundan bahseden, işte şunlar belgeleri vb diyen tek bir kelime dahi etmedi. Ancak gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

26 Mart Kongresi için tüm delegelere yasa gereği yollanması zorunlu olan delege listeleri, tüzük değişikliği önergeleri ve iki genel kurul arası dönem tarihleri içermesi gereken yeminli mali müşavir raporu aklama amaçlı  ve eksik tarihli gönderilmiş, hesap raporu hiç gönderilmemiş, denetleme kurulu raporu hiç gönderilmemiş, gelecek döneme ait bütçe teklifi gönderilmemişti. Düşünün bu aklı! Basit bir ihtar çekerek yönetime bu belgeler olmadan kongre ne amaçla yapılıyor diye sorduk, apar topar kongreyi 9 Nisan’a aldılar. Meclisimiz, “Beceriksiz, akılsız şürekânın ertelediği kongrenin oluşan ek  maliyetlerini kendileri üstlenmelidir” diye çağrı yaptı ama ‘etik’ denen şeye koca siyasetler bile değer yüklemezken yeni yetme, zübük sendikacı takımından elbette değer beklenmez.

 

Evrakta Sahtecilik

9 Nisan için gerekli yeni Faaliyet ve Mali Rapor, az sayıda da olsa üyelerimize ulaştı. Raporlarda evrakta sahtecilik çıktı! Özellikle sendikal kamuoyuna kongrenin eksik, usulsüz halini ayrıntılı bir şekilde, Kani Beko anlasın diye de madde madde anlatacağız:

 

1-) Tüzük değişikliği bir sendikanın geleceği açısından kritik bir öneme sahiptir. Daha delegeler oluşturulurken düşünülen tüzük değişikliği önerilerinin mutlaka üyelere dağıtılması, tartışılması ve buna göre delege yapısının oluşması sağlıklı olan tarzdır ancak bizim kongremizde bu yapılmadı. Bu yapılmıyorsa en azından faaliyet ve mali raporun içerisine düşünülen tüzük değişikliği önergeleri konulur, kongreye gelmeden işyerlerinde düşünülen değişikler üye işçilerle tartıştırılır, onların da görüşleri alınarak kongreye gelinirdi. Bu da yapılmadı. Hadi diyelim rapora koymadınız, salonda sabah delegelere dağıtırsınız, delegeler okur belki bir biriyle istişare eder buna göre kararını verir ama maalesef o da yapılmadı. Kürsüden bir kişi  eksik fazla okuyup oluşturulan “kurgulanmış baskı” ortamında hayır ve kararsızları saymadan, görmeden usulsüzce, hukuksuzca oylama yapıldı.  Kani Beko’nun maaşlı elemanı “50 yılllık sendika esnafı, 30 yıldır sendika başkanı, Soma maden işçilerinin örgütlülüğünü dağıtan kifayetsiz muhteris” Dev Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün’ün divana başkanlık yaptırıldığı kongrede  tüzük baştan sona değiştirildi. Tayfun Görgün, verilen görevi başkan adayımıza manipülasyon yaratmak için fırsat buldukça sataşarak yaptı. Güvenlik işçileri onun adını ayrıca not aldı. Memiş Sarı, Cafer Konca ve Genel-İş şube başkan ve yöneticilerinin doldurduğu salonda dünya ve ülke sendikal mücadele tarihinin tüm birikimleri titizlikle dikkate alınarak güvenlik işçilerinin, hukukçu ve akademisyenlerin içinde oldukları heyetle altı ay  satır satır, tartışa tartışa oluşturulan tüzük maddelerinin tamamı kimsenin  neyi değiştirdiğini anlamadığı bir ortamda değiştirildi.

Tüzüğümüzde nelerin tam olarak değiştiğini halen tespit edemedik. Bildiklerimiz şunlar “Her 10 üye 1 delege seçer” olan  madde kaldırılıp “Her 50 üye 1 delege seçer” şekline dönüştürülmüş, anti demokratik bürokratik sendika olma yolunda büyük adımlar atılmıştır. Üyeler adına şubelere bankalardan kredi çekme yetkisi verilmiş ve doğrudan Kani Beko’nun önerisiyle fesih maddesinden 1 UMUT DERNEĞİ ibaresi kaldırılmıştır. Sıklıkla iş cinayetleriyle karşılaşan biz güvenlik işçileri, tüzük oluşturulurken fesih maddesine iş cinayetlerine karşı verilen mücadeleyle sembolikte olsa dayanışma adına 1 UMUT ibaresini yazmıştık. 1 UMUT; her yıl İş Cinayetleri Almanağı’nı yayımlayan, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybedenlerin anneleri, babaları, yakınlarını 60 aydır her ayın ilk Pazar günü Galatasaray Meydanı’nda kürsü kurup mücadele etmek isteyenlerle bir araya getiren, kolaylaştırıcı tüm emeğini kendi adını öne çıkarmadan ortaya koyan bir zemindir. Davutpaşa, Ostim, Soma, Ermenek katliamlarına, her ay yüzlerce yaşanan iş cinayetlerine karşı mücadele, işçi sınıfının temel mücadelesidir. Sermaye ve devlet tarafından öldürülenlerin aileleriyle dayanışma içerisinde olup İSİG mücadelesi yürüten 1 UMUT’a yapılan saldırı, incitici ve alçakça bir saldırıdır. Derhal düzeltilip İSİG kamuoyundan özür dilenmelidir.

2-) Delege listeleri ve delegelerin iletişim bilgileri tüm delegelere gönderilmedi.  Tüm üye ve delegelerin seçme ve seçilme haklarının kullanabilmeleri için bilgilerin tüm üye ve delegelere gönderilmesi gerekir. Her bir delegenin bu hakkını kullanabilmesinin koşullarının sağlanması gerekir. Kongre ilanıyla birlikte sendika mali olanaklarının yönetim adaylarının propaganda maliyetlerini karşılamakta kullanılmaması gerekir. Tüm bilgi mevcut yönetim ve adaylarının elinde saklanmış, paylaşılmamıştır. İşçilerin aday olma zeminleri yok edilmiştir. Yaygın ilişkisine rağmen meclis adayları bile delege olan 20 kişiyle hiç iletişim kurma olanağı elde edememiştir. Adları dışında bir bilgi özellikle yönetim tarafından paylaşılmamış, saklanmıştır.

3-) Sendikalar Kanunu’na göre iki genel kurul arası dönemi kapsaması gereken Yeminli Mali Müşavir Raporu, aklama kaygısı güdülerek hazırlanmış ve sadece 31.12.2016’ya kadar olan kısmı kapsamıştır. 9 Nisan’a kadar olan ve daha yoğun harcamanın yapıldığı dönemle ilgili delegasyona ek rapor verilmemiştir. Aradaki 100 günlük sürenin denetimini kimin yapacağı sorusu, hukukçular açısından enteresan bir soru olabilir. Yeminli Mali Müşavir Raporu son üç ayı içermediği için yok hükmündedir.

4-) Hesap Raporu delegelere hiç gönderilmedi. Faaliyet ve Mali Rapor içerisinde tüm delegelere 15 gün önce gönderilmesi gereken hesap raporu gönderilmedi. Soruşturma altındaki şaibeli bir yönetimin kongrede kendini aklayabilmesi için temel belgeleri içeren bu rapor olmadan kongre gerçekleştirildi.

5-) Denetleme Kurulu Raporu sahtedir. Denetleme Kurulu yasa gereği her üç ayda bir sendikanın bütün faaliyetlerini denetler, mali tabloları, para akışını inceler ve bunu Denetleme Kurulu Teftiş Gözetim Defteri’ne üç ayda bir yazılı olarak rapor eder. 26 Mart için gönderilen Faaliyet ve Mali Rapor’da bu rapor yoktu ihtarımız üzerine mecburen göndermek zorunda kaldılar. Faaliyet ve Mali Raporu’na iki denetleme kurulunun gerçek imzasını attığı raporda, 16 Ocak 2017 tarihine kadar üç ayda bir denetleme faaliyetinin yapıldığı her şeyin nizama uygun olduğu saptandığı yazıyor. Sendikayı kontrolü altına almaya çalışan Kani Beko ve dört ortağına çağrımız Denetleme Kurulu Raporu ile Savcılık Kontrol Tutanağı’nı karşılaştırsınlar sonra yol açtıkları rezillik nedeniyle çıkıp kamuoyundan özür dilesinler. Savcılık Tutanağı, 17 Ocak 2017 tarihine kadar herhangi bir denetleme faaliyetinin olmadığını, genel başkan ve beş kişinin imzasıyla açık net bir şekilde ispatlıyor. 9 Nisan kongresi için delegelerimize gönderilen metinde ise 16 Ocak 2017’ye kadar üç ayda bir rutin denetleme yapıldığını yazan sahte rapor, Kani Beko ve dört ortağı tarafından delegelere aklattırılıyor. İşte DİSK gibi bir tarihe sahip konfederasyonu temsil eden zatların taraf olduğu ilişki biçimleri!

 

KONGRE GÜNÜ 

6-) Kongre duyurusu yapılır yapılmaz şimdi yeni yönetime “seçtirilen kayyum mensupları” sosyal medya hesaplarından her ne olursa olsun kongrenin engellenmesine müsaade etmeyeceklerini, tüm baskılara rağmen kongreyi yapacaklarına dair durduk yere mesajlar paylaşmaya, bir algı inşa etmeye başlamışlardır. Çalınan minareye kılıf bulmak için ortamı bulandırmak, sisli havada yol almak istemişlerdir. Kongreden birkaç gün önce Komünistler Camii yakmış tarzına çok benzer tarzda “falanca kişi 80 adamıyla gelip kongreyi kana bulayacak, buna izin vermeyeceğiz, bizde hazırlanıyoruz…” gibi iğrenç provakatif bir söylemi tüm işyerlerinde yaygınlaştırıp kendi etraflarında bir kitle mobilizasyonu sağlamayı hedeflemişlerdir. Bu iğrenç söylemi boşa düşürmeye çalıştık. Bu aklın DİSK Örgütlenme Sekreteri Cafer Konca’dan çıktığını öğrendik. Kongre sabahı meclisin aday listesinde yer alan delege olmayan sendika üyelerimiz ve konuklarımızla birlikte salona gittik. Salonun kapısı bizlere kapatıldı. Sadece delegeler içeri alınacak denildi. Biz içeride üye olmayan çok sayı da kişinin konuk olarak bulunduğunu, delege olmayan üyelerin de içeride bulunduğunu, konuk adı altında mevcut yönetime methiye düzmek, delegenin aklını çelmek üzere görevlendirilmiş kişilerin de içeride olduğunu; biz delegelerimiz, üyelerimiz ve konuklarımızla içeri girmek istediğimizi beyan ettik. Karşımıza dikilenler birlikte çalıştığımız birlikte nöbet tutuğumuz arkadaşlardı. Kongre, yeterli çoğunluk sayısı olan 213 bulunmadan hukuksuz bir şekilde 8.30’da başladı. Saat 11.00’e kadar dışarıda tutulmamız sağlanarak divan oluşumu, komisyonların seçimi, tüzük değişikliği, önergelerin oylanması, sahte denetim ve disiplin kurulu raporlarının ibrası  gibi en kritik maddeler olağanüstü bir hızla geçilmiş seçim maddelerine varılmıştı. Aday listemize uzun süre söz hakkı verilmedi. Listemiz adına bir tek başkan adayı olan arkadaşımız konuşma yapabildi. Divan başkanı olan müptezelin görevi bizi engellemek, bize dair algı inşa etmek olarak tanımlanmış. Kapı önündeki krize güya çözüm için dışarı çıkan Memiş Sarı, durduk yere iki de bir “Ben DİSK’in ilkelerine laf ettirmem” diyordu. Sorduk kim karşı çıkıyor, laf ediyor diye kekeleyip içeri kaçtı. DİSK’in tüm değerleri, ilkeleri doğrudan DİSK’in Genel Başkanı, Örgütlenme Sekreteri, Genel-İş Genel Başkanı, DİSK Ankara Temsilcisi, DİSK Ege Bölge Temsilcisi tarafından ayaklar altına alınmıştır. Hırsla, hınçla davranıp ahlaksızlığın, yolsuzluğun, sahtekârlığın tarafı olmuşlardır. Bu çok açık her biri için belgelidir. Defaten delege toplantılarına doğrudan katılmışlardır. Belediye başkan ve bürokratlarıyla görüşmeler yapıp mevcut yönetime sahip çıkılması istenmiştir, ispatlıdır. Merak edenlere bu belgeleri paylaşmaya açığız. Sol kuşkusuz bu sendikacı esnafını iyi tanıyor. Yüzüne gülüyor arkasından eleştiriyor. Bunun çok geniş örneklerini de bu süreçte deneyimledik

 

SON SÖZ YERİNE…

Diz çökmek bağışlanma getirmez bu tepelerde.

  • Yannis Ritsos

 

Kongre süreci boyunca bizimle yemeğini, çayını, evini paylaşan Güvenlik-Sen üyesi kardeşlerimize teşekkür ederiz. Araç kirası, mazot parası harcamaları için üç ay boyunca dayanışma gösteren üyelerimize teşekkür ederiz. Farklı işkollarından aynı sınıf ilkeleri doğrultusunda yürüttüğümüz kavgayı anlayıp paylaşıp her türlü dayanışma içerisinde olan Genel-İş üyesi, park bahçe, temizlik, hastane işçilerine;  metal, market, nakliyat, kimya işçilerine çok çok teşekkür ederiz. Kavgamız devlet ve sermayeyi sınıf içindeki sağ-sol uzantılarıyla darmadağın edinceye kadar aralıksız ve tavizsiz sürecek.

 

DİSK’e bağlı sendikalara çağrımızdır: konfederasyon başkan  ve örgütlenme sekreterinizi uyarın. Sendikamızın iç süreçlerine dâhil olmaları etik dışıdır. Biz Genel-İş’in uydusu olmayacağız. Ayrıca yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz şey, Genel-İş’teki meclis anlayışını sahiplenen her türlü muhalefet çizgisiyle dayanışma içinde olmamız gerektiğidir. Bu konuyu meclislerimizde gündemleştirip somut görevler çıkartıp ayrıca ilanen duyuracağımıza söz veriyoruz. Genel hizmet işçileri bu sorumsuz zavallılar şebekesinden kurtarılmalıdır.

 

Bu kongre yok hükmündedir! Kongrenin delege seçimleri dâhil olmak üzere tüm sonuç ve süreçleriyle ihtiyati tedbirle iptali için İş Mahkemesine başvuruda bulunacağız.

Kongre sürecinde yurdun dört bir yanında meclislerimizi güçlendirdik daha da güçlendireceğiz. Konumu, durumu ne olursa olsun bir daha kimseye sendikamızın iç işleyişine müdahale hakkı ve alanı bırakmayacağız. Sendikamıza uzanan rantçı elleri kıracağız. Şu an Genel-İş tarafından sendikamıza atanan kayyum derhal istifa etmelidir. Delegelere uyarıda bulunduk: Soruşturma altındakilerin seçilmesi kayyum demektir. Savcılık soruşturmasından ceza aldıkları an sendikamıza kayyum atanacaktır.

 

Not-1: Yeni yönetimde yer alan Hüseyin Ünlü kendini Kani Beko’nun dostu olarak tanıtmaktadır. Bu zatın Karşıyaka Belediyesi’nden güvenlik amiriyken neden atıldığını ona politik destek sunan ESP mutlaka araştırmalıdır. Araştırmaya Karşıyaka Belediyesi Güvenlik-Sen üyeleri ve delegelerinden başlayarak Karşıyaka Belediyesi’ndeki kamu emekçileri, taşeron işçileri, belediye yöneticileri ve en son belediye başkanıyla devam edebilirler. Keşke Limter-İş Başkanını, genel merkez ve il yöneticilerini destek için kongreye  göndermeden bu araştırmayı yapmış olsalardı. Keşke Tayfun Görgün ile Kamber Saygılı’yı “siper yoldaşı” yapmadan önce devrimci güvenlik işçilerine danışsalardı. ESP’nin açıklamasını mutlaka bekliyoruz.  O açıklamaya göre biz belgelerimizi kamuoyuyla paylaşacağız.

Not -2: Halkevleri geçtiğimiz Nisan ayında Serdar Aslan ve iki Güvenlik-Sen uzmanıyla ilişkisini kesmiştir. Neden ilişkilerini kestiklerini kamuoyuyla paylaşmalarında büyük fayda vardır.

Not: -3: Yeni yönetimde yer alan İrfan Karcıağa ömründe tek bir gün güvenlik işçiliği yapmadan şaibeli başkanın kankası olduğu için Güvenlik-Sen yönetimine sokulmuştur. Güvenlik işçilerine hakaret etmek anlamına gelen bu davranışın sorumluluğu öncelikle bireysel olarak kendine, sonrasında onu oraya getiren Genel-İş yöneticilerine aittir. Devrimci, sosyalist kimliği kimseye işçilerin sendikasına çökme oradan ekmek parası kazanma hakkı ve ahlakı tanımaz. Bir parça ahlakı varsa derhal bulunduğu görevden istifa etmesi, yerine yedek üyelerden birinin geçmesi elzemdir. İstifa etmemekte ısrar etmek,  on yıllardır gece gündüz güvenlik işçiliği yapıp her tür sorunla mücadele eden tüm üyelerimize küfürdür.

Not -4: Dünya küçük! İşçi sınıfının evladı olan bizler komünarların, işçi sovyetlerinin, 15-16 Haziranların yolundan yürümeye devam edeceğiz. Kazanacağız, Bağışlamayacağız!

GÜVENLİK-SEN İŞÇİ MECLİSLERİ

Üyelerimizin, Delegelerimizin ve Emek Kamuoyunun Dikkatine

Üyelerimizin, Delegelerimizin ve Emek Kamoyunun Dikkatine;

Bir süre öncesine kadar Güvenlik-Sen Sendikası Genel Sekreter’i olarak sendikal mücadelenin içindeydim. Yürüttüğüm adalet mücadelesi nedeniyle yönetim kurulu çoğunluğunun aldığı kararla Eğitim Sekreterliğine çekildim. Bu görevimi de yapmam engellendi. Tehditlere uğradım, uğramaya devam ediyorum. Türkiye işçi sınıfı tarihini ve konfederasyonumuz DİSK’i yaratanların ve o çizgiyi bugün inatla sürdürenlere olan görev ve borcum nedeniyle bu yazıyı yazıyorum..

11 Ocak 2015 tarihinde yapılan 2.Olağanüstü Genel Kurulu’nca kabul edilen Tahmini Bütçe’nin gider kalemleri, kira, apartman aidatı, telefon ve elektrik fatura giderleri olarak saptanmıştı. Tahmini bütçe 12.000.TL olarak kabul edilmişti. Gelir yoktu, giderimiz minimumdu. Sendikamız 2016 yaz ayında toplu sözleşmeler yapınca sendika kasasına para girişi başladı. Genel Başkana ve Genel mali sekretere maaş bağlandı ve bir personel alındı. Sonradan tüzüğü ve kanunu inceleyince tahmini bütçe kalem ve tutarını aşan oranda harcama yapabilmemiz için genel kurulu toplayıp yeni bir tahmini bütçe yapılmasının kanunen zorunluluk olduğunu fark ettim ve bunu yönetim kurulumuzla paylaştım. Yönetim kurulunun diğer üyeleri her sendikanın tüzüğünde zorunlu olarak yazılan Yönetim Kurulu Görev ve Yetkilerine atfen bunu yaptıklarını söylediler. Sendikaya para girince eğer tahmini bütçede bu kalem ve gider miktarında harcama yoksa, yöneticinin ilk yapması gereken iş parayı harcamak değil, acil olarak genel kurulun toplanması, tahmini bütçe yapılıp yeni kalemleri ve harcama miktarlarını belirtip, kalemler arasında devir yetkisini yönetim kuruluna verilmesi gerekirdi. Yönetim Kurulu, kendini genel kurulun da üstünde görmüş, genel kuruldan kaçmış, usulsüzce davranmış, parayı harcamayı tercih etmiştir. Yeni maaşlar bağlanmış, mobilyalar alınmış, örgütlenme gideri olarak yenilmiş, içilmiş, tahmini bütçede olmayan harcama kalemleri oldukça artmıştır.

Üyelerle yaptığım istişarelerin sonrası, üyelerimizin önerileri doğrultusunda yönetim kuruluna noterden 15/12/2016 tarihinde uyarı ihtarı çekmiş, ( Ek 1) yanlıştan dönülmesini talep etmiştim. Yönetim Kurulu uyarımı dikkate alıp usulsüzlükten sakınmak yerine, beni oy çokluğu ile Genel Sekreterlik görevimden alıp, Eğitim Sekreterliği görevine vermişlerdir. Üye işçilerimizin alınterinden artırarak devlet ve sermaye ile tavizsiz mücadele için verdikleri aidatlardan yapılan harcamaların yağma düzeyine vardığını, uyarılarımın dinlenmediğini gördüm, cezai sorumluluğa ortak olmamak adına İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na 27/12/2016 tarihinde durumu kısaca aktaran Suç Duyurusu dilekçesini verdim. Bir ay sonra onlarca hukukçunun istişaresinden geçen 17 maddelik dilekçe daha verdim. Suç duyurum Savcılık Soruşturması’na dönüştü.
15 gün öncesinde tüm işyerlerine hazirun listeleri asılarak tüm üyelerimizin duyması sağlanarak, seçme seçilme hakkını sağlıklı kullanması gereken delege seçimleri Konak, Kadıköy, Çorlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi birimleri dışında yapılmadı. Yönetim Kurulu’ndaki 4 kişiye yakın olduğu düşünülen kişiler yazılıp, tutanak tutulup seçim yapılmış gösterildi, imzalar sonradan alındı. Seçim yapılan 4 işyerinde ise üyelerimiz ancak beş ile 1 buçuk gün öncesinde seçimden haberdar edildi. 4-5 işyeri dışındaki yerlerdeki delege seçimleri için yönetim kurulu çoğunluk katılımlı oy pusulası, uygun tarihli hazirun belgesi sunamaz, gösteremez. Kongre tarihi 26 Mart 2017 olarak saptanmıştı. Bu süre boyunca tüm taleplerime rağmen bir yönetim kurulu üyesi olarak delege listelerini görmem engellendi. Yönetim Kurulu üyesi ve doğal delegesi olduğum 2.Olağan Genel Kurulu Faaliyet Raporu tarafıma gönderilince, Denetleme Kurulu Raporu, Gelecek Döneme Ait Tahmini Bütçe, Hesap Raporu, Tüzük Değişiklik önergeleri ve her bir delegenin seçme seçilme hakkını sağlıklı kullanabilmesi için gerekli olan Delege Listesi ve iletişim bilgilerinin olmadığını tespit ettim. Bunların tarafıma iletimesini ihtaren talep ettim .14/03/2017 tarihli noter ihtarnamesi.(Ek-2)

Yönetim kurulu kongre tarihini 9 Nisan’a çekti. Tarafıma tekrardan ulaşan yeni Genel Kurul Faaliyet ve Mali Raporu Denetleme Kurulu Raporu elime ulaştı. Ancak avukatımdan edindiğim Savcılık Soruşturması dosyasında bulunan Genel Başkan, Mali Sekreter, Sendika çalışanı ve üç polis memurunun altında imzasının olduğu 17 Ocak 2017 Tarihindeki Kontrol Tutanağı’nda (Ek-3) “Denetleme Kurulu Teftiş Gözlem Defterinin noter tasdikli, ibrazlı fakat boş ve hiç kullanılmamış olduğu” tespit edilmişti. İki genel kurul arasında 3 ayda bir deftere işlenmesi gereken Denetleme Kurulu Raporlarının tutulup deftere işlenmediği savcılıkça tespit edilmiş olduğu halde, 424 delegenin eline bu denetleme faaliyetini yapılmış gösteren iki denetleme kurulu üyesinin imzasının olduğu ve yönetimin usulsüzlükleri, zimmet suçunu aklamaya dönük evrakta sahtecilik örneği sergilenmiştir. 9 Nisan’da yapılacak genel kurul delegeleri bu sahte raporla sağlıklı bir seçme seçilme hakkını kullanamaz. Kongrenin bu durumda yapılması kusurludur. Yönetim kurulu hesap vermek, istifa etmek yerine, iddianame çıkıp istenilen cezalar belirlenmeden önce sendikayı kayyuma taşıyıp zaman kazanmayı amaçlamaktadır. Ben yönetime farklı bir listeden aday olmuyorum. Soruşturma altında olan yöneticilerin adaylığı sendikayı kayyuma taşımak anlamına gelmektedir. Kongre de sahte denetleme kurulu raporunun ve eksik aklama amaçlı hazırlanan Yeminli Müşavir Raporu’nun delegelerimizce asla ibra edilmemesi gerekiyor. Yasa gereği gönderilmesi gereken Hesap Raporu ise elimize hiç ulaşmamıştır. Ayrıca hakaret, tehdit, iş vaadi, konum değişikliği vaadi, profesyonellik teklifi ile çevresine bir grup toplayarak kongreyi belirlemek amacıyla Disk ve Genel İş yönetiminin, HDP ve ESP’nin kendilerini desteklediğini hatta bu amaçla sahada çalıştıklarını iddia etmektedirler. Böylesi bir yönetim yapısının bu kurumlarca desteklenmesi olasılığı mümkün değildir. Böylesine şaibeli kişilerle devrimci sosyalist kurumların adları yan yana konulmamalıdır. Üyelerimiz her işyerinde önemli sorunlarla boğuşurken ülke bir sırat köprüsünden geçerken bu rantiye şebekesi 4500 üyenin 424 delegenin gündemini de çalmış Hayır çalışmalarını sekteye uğratmıştır.
Bu benim aynı zamanda özürüm ve özelleştirimdir. Kongrede oyumu sendikamıza meclis anlayışının tıpkı kuruluşundaki gibi egemen olup birlik ve kardeşliğin yeniden sağlanması için, kayyum tehlikesinin bertaraf edilmesi için sermaye ve devletle haklarımız için tereddütsüz dövüşecek bir anlayış için Garip Karatay’ın olduğu İşçi Meclisleri listesine vereceğim. Bir üye olarak sendikama karşı tüm sorumluluklarımı yerine getireceğime söz veriyorum.

Disk/Güvenlik-Sen Yönetim Kurulu Üyesi, Eğitim Sekreteri Salih Şenol

Ek 1. Ek-1gs5

Ek 2. gs4

Ek 3. gs2gs1

 

Güvenlik-Sen tüzüğünde fesih maddesinden 1 Umut kaldırılıyor, yerine DİSK konuluyor

Güvenlik-Sen DİSK’e katılım başvurusu yaptığında fesih maddesinde Bir Umut Derneği’nin ismi vardı. Ve DİSK tüzüğümüzü böyle kabul etti. Sendika yönetimi tüm delege toplantılarında fesih maddesinde bulunan Bir Umut Derneği’nin kaldırılması ve yerine DİSK yazılması doğrultusunda bir tüzük değişikliği yapacaklarını, kırmızı çizgilerinin bu olduğunu ifade ediyorlar.

Öncelikle bir sendikanın kapatılacağı süreçler yaşanırsa bu aynı zamanda derneğin de kapatılacağı anlamına gelir. Dolayısıyla DİSK ve Güvenlik-Sen yönetiminin bu yaklaşımı her açıdan izah edilmeye muhtaçtır. Ayrıca güvenlik işçileri de çalışma koşulları nedeniyle her gün iş cinayetleriyle yüz yüze gelen, kamuoyuna defalarca iş cinayetleriyle yansımış bir iş kolunda çalışmaktadırlar.

İş cinayetlerinin Türkiye’de gündemleştirilmesine, bu konuda değişik yasaların oluşmasına büyük katkısı olan; Taksim’de iş cinayetlerine karşı Vicdan ve Adalet Nöbeti tutan ve İş Cinayetleri Almanağı’nı hazırlayan saygın bir kurum olan Bir Umut Derneği’nin fesih maddesinden çıkarılması ısrarının niyetini de kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

1umut_2

1umut_1

Madde 70: Fesih, tasfiye veya başka bir sendika ile birleşme için; Genel Merkez Genel Kurulu’nun toplantıya katılan üyelerinin 2/3 kabul oyu zorunludur. Fesih halinde sendikanın taşınır ve taşınmaz malları Birlikte Umut Derneği’ne bağışlanır.

Kongreye Giderken: Denetleme Kurulu Raporundaki Sahtekarlık…

1-) Biliyorsunuz Güvenlik-Sen kongresi 26 Mart tarihinde yapılacaktı. Ancak tam olarak neyi yönettiğini bilmeyen yönetim kurulunun sendikalar kanunu 12.Maddesi 3.bendi gereği kongreden 15 gün önce delegelere teslim etmesi gereken faaliyet ve mali raporunun içerisine denetleme kurulu raporu, hesap raporu, gelecek döneme ait bütçe teklifi hiç konulmamış, yeminli mali müşavir raporu ise üç ay eksik hazırlanıp eklenmişti. Çekilen ihtarla durumu ancak anlayıp kongreyi yönetim kurulu kararıyla iptal ederek 9 Nisan’a ertelediler.

2-) 9 Nisan kongresi için üyelere gönderilen faaliyet ve mali raporu içinden ise yeni bir skandal çıktı. Denetleme Kurulu Raporu olarak 424 delegeye gönderilen rapor sahteymiş… Nasıl? Ekteki belgeleri okuyan her “bilal” olmayanın anlayacağı gibi İzmir Cumhuriyet Savcılığı’ının 17 Ocak 2017 tarihinde sendika merkezinde düzenlediği, altında üç polis ve sendika genel başkanı, mali sekreter ve çalışanın imza attığı “Kontrol Tutanağı’ında” denetim kurulu teftiş ve gözetim kurulu defterinin sendika yönetimi tarafından ibraz edilmiş, noterden tasdik edilmiş fakat kullanılmamış ve boş olduğu tespit edilmiştir” deniliyor. Oysa soruşturma altındaki akıllı yöneticiler belki delegeler bunu yutar diye 9 Nisan Kongresi için gönderdikleri faaliyet raporunda, ekteki diğer belgede açıkça görüleceği gibi 16 Ocak 2017 tarihine kadar her üç ayda bir denetleme faaliyet yapılmış gibi düzenlenmiş raporu, iki denetleme kurulu üyesinin imzasıyla delegelerimize göndermiş durumdadır.

Sonuç:  Bu aymazlığın daniskasıdır. Zimmet suçundan soruşturma altında olan ileri zekalılar işçilerin aklıyla alay edebileceklerini düşünecek kadar sorumsuzluğu büyütmeye devam ediyorlar. Sendikamız yönetimi delegesine sahte belge yollayarak kongre iradesini dolandırmak istemiştir. Ve yakayı bu sefer de ele vermiştir. 2 belgeyi her üye delegemiz dikkatle incelesin. Bu yönetimin sendikayı kayyuma taşıma çabasına hiç kimse ortak olmamalıdır. Hepimizin toplu sözleşme süreçleri risk altına sokulmuş durumdadır. Ayıptır, yazıktır, günahtır… Pes bu kadarına da! İşçi arkadaş, ayağa kalk! Aidatlarımızdan gelecek kuranlar hırslarıyla   sendikayı uçuruma sürüklüyorlar. Yönetim derhal istifa etmelidir. Denetleme kurulu derhal istifa etmelidir. Kongremiz bu SAHTE raporu ibra etmemelidir.

Güvenlik-Sen Kurucuları ile Söyleşi: Erman Tan

Siz Güvenlik-Sen’in ilk kurucularındansınız. Sendika kurma fikri nasıl doğdu, sendikayı kurarken ne tür zorluklarla karşılaştınız? Sendika tüzüğünüz diğer sendika tüzüklerine göre daha demokratik, bütün işçilerin yönetimde söz, karar ve yetki sahibi olmasına olanak sağlıyor. Ayrıca görevini yapamayan yöneticilerin geri çağrılma ilkesi var, aidat asgari ücretin % 1’ini geçemez maddesi var, tüzüğün hazırlanmasıyla ilgili herhangi bir yardım aldınız mı?

Adım Erman Tan, Lider Güvenlik’te çalışıyorum. Aslında sendika kurma fikri, sendikamızın tüzüğünü yazan gönüllü sendika uzmanları, avukatlar ve akademisyenler tarafından ortaya atılmıştır. Ben o zaman arkadaşları tanımıyordum. Şimdiki Başkan Serdar Aslan bizi arkadaşlarla tanıştırdı. Gönüllü sendika uzmanları Karşıyaka Sanat Evi’nde bize eğitimler verdi.  Bizleri sendika kurma konusunda teşvik ettiler. İlk başta 15 kişi vardı sonra sayı azalmaya başladı, insanlar doğal olarak korkuyor ve sendika kurma riskini göze alamıyordu. Umut-Sen’den arkadaşların ikna çabalarının sonunda, 7 kişi sendikayı kurmak üzere resmi başvuruda bulunduk. Sendika tüzüğü zaten daha önce bu arkadaşlar tarafından çalışılarak hazırlanmış bir tüzüktü. Tüzükle ilgili ne benim ne de Serdar Aslan’ın herhangi bir katkısı yoktur. Zaten sendika tüzüğünün bizi cezbeden yanı aidat maddesi ve demokratik bir zemin sunmasıydı. Sendikamız ilk örgütlenmesini, gönüllü uzmanlarla birlikte Adem Karadaş arkadaş İzban’da çalıştığı için orada gerçekleştirdi.  İşyerinde arkadaşlarımıza sendika tüzüğünü anlatarak hızlıca örgütlenmeye başlamış olduk.

Güvenlik –Sen, 9 Nisan 2017 tarihinde 2.Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirecek. Siz sendikanın bir kurucu üyesi olarak işten atılma riskini göze alarak bu sendikada kurucu oldunuz. Bugün baktığınızda sendikanın geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 9 Nisan’da yapılacak genel kurulda iki ayrı liste seçime gidecek, siz hangi listeyi destekleyeceksiniz, gerekçeleriyle birlikte kısaca anlatır mısınız?

Önce şundan bahsedeyim, şimdi seçim var ve başkan bize teşekkür ediyor. Daha 3 gün önce teşekkür yazısıyla ilgili yorum yaptım, onaylamadılar. Demek ki her şey gösteriş. Seçimi kazanmak için bizi kullanıyor. Ben bu senaryoyu ülkemde izliyorum zaten. Nasıl ülkede muhalefet susturuluyor, olmamış şeyler olmuş gibi anlatılıyor sendikada da aynı şeyler oluyor. Bir kez bile birimlere gitmeyenler, şimdi seçim yaklaşınca oy kaygısıyla birimleri dolaşıyor. Buradan soruyorum: Toplu sözleşme yapmış bir sendikayız, maaş günümüz bile belli değil, bu nasıl oluyor? Bunu belirlemek zor değil, netleşmesiyle ilgili çaba bile yok. Ben sendikanın içine düştüğü bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Sendika başlangıçta hangi mantık ve anlayışla kurulduysa oraya tekrar dönmelidir. Dolayısıyla sendikamızı bu durumdan kurtarmak ve yeniden gerçek kimliğine, özüne döndürmek için 9 Nisan’da yapılacak seçimlerde mevcut yönetimin karşısında İşçi Meclislerinin adayı Garip Karatay ve listesini destekleyeceğim. Garip Karatay ile ilgili karalama kampanyası başlatıldı. Amirlerin adamı olduğu söylendi, ben bunların hiçbirine inanmıyorum. Garip Karatay arkadaşımız daha önce yapılan olağanüstü kongre zamanında kendisine teklif edilen amirliği elinin tersiyle itmiştir. Reddetme gerekçesi de olağanüstü kongreyi kazanınca, bir amirin Güvenlik-Sen başkanı olmasını yanlış bulduğu içindir. İşçilerin gözünde Garip Karatay sınanmış ve sınavı geçmiştir. İnsanlara çamur atmak kolaydır. Herkes dönüp bu sendikada 4 yıl boyunca yöneticilik yapan ve bu sendikayı kayyum tehlikesiyle karşı karşıya getiren Serdar Aslan ve asıl yönetimde bulunan 4 kişiye baksın!